19. bölüm · 14dakika
BÖLÜM 18: FISILTI
Buz Krallığı 2 — Sena Nur Işık
BÖLÜM 18: FISILTI
ROBERTO
Küçük bir gölün etrafında atımla turlayıp dinlenmek için uygun bir yer ararken gölün kenarındaki büyük ağacın güvenli olduğuna karar vermiştik. Nancy tam karşımda bağdaş kurarak oturmuştu ve hazırladığım yemeğe surat asıyordu. Onun için tavşan avlayan, temizleyen ve pişiren bir adama minnettar olması gerekirken tavşanı öldürdüğüm için kızgındı. Başka bir kadın harcadığım bu çabadan etkilenirdi ama o, Nancy’ydi.
İkimizin ortasında duran yemeğe uzanırken onu teşvik etmeye çalışarak, “Çok güzel kokuyor,” dedim. Etten bir parça alıp ağzıma götürdüğümde Nancy yüzünü tiksintiyle buruşturdu. Tavşanın etine dişlerimi geçirip küçük bir lokma ısırdığımda kızgındı.
Ters bir tavırla, “Ölmeden önce daha güzel kokuyordu,” dedi.
“Sarayda hiçbir et yemeğini geri çevirdiğini görmedim.” Akşam yemeği saatlerinde Nancy’nin ailesiyle beraber geçirdiğim zamanları düşündüm. “Saray mutfağına gelen etlerin gökten indiğini mi sanıyorsun?”
“En azından onlar gözlerimin önünde ölmediler.” Kusmamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Derin bir nefes aldıktan sonra, “Hiç kimse tavşanı avladıktan hemen sonra burnumun dibinde sallamadı,” dedi.
“Benim yerimde başka bir adam olsaydı ona daha fazla zarar verirdi.” Hassasiyetini anlıyor olsam da karnımız açtı ve adamın birinden intikam almaya gidiyorsak beslenmek zorundaydık. “Tek damla kan akıtmadan yakaladım onu.”
“Hey!” Başarımla gurur duymasını beklediğim sırada Nancy sözümü kesti. “Sakın tavşanın ölümünü betimleme!” Ellerini havada telaşla sallarken, “Ne olursa olsun onu yemeyeceğim,” dedi.
“İntikam yolculuğuna çıkarken ne planlıyordun ki?” Ağzımdaki son lokmayı yuttum. “Dövüş eğitimin yok. Hançer tutmayı bilmiyorsun. Kıyafetlerin sana ait değil. Daha önce tek başına ormanda dolaştığını sanmıyorum. Yanına yemek almamışsın. Avlanmayı bilmiyorsun.”
Nancy sözlerime tahammül edemediğinde, “Bu listeye sonsuza dek devam edebilirim,” dedim. “Başına gelebilecek ihtimalleri sayabilirim. Yola çıkarken yanına bir matara su bile almamış olmanı yüzüne vurabilirim.”
“Vurdun zaten.”
“Senin bu yaptığın intikam yolculuğundan daha çok intihar yolculuğuna benziyor.” Nancy sessiz kaldığında sözlerime, “İntikam alma işini Megan’a bırakmalısın,” diyerek devam ettim. “Yangınları onun başlattığını söyledin. Nasıl biteceğini de izleyelim.”
Nancy beni alıcı bir gözle süzerken, “İlk defa…” dedi. “Bu kadar çok konuşan bir adamla karşılaşıyorum.” Kaşlarını çattı. “Ailen herkesin işine karışmaman ve arada sırada susman gerektiğini sana hiç öğretmedi mi?”
“Peki sen…” Gözlerinin içine bakarken yüzümde çapkın bir ifade vardı. “Sana yardım eden insanlara karşı nankörlük yapmaman gerektiğini öğrenmedin mi?”
“Ablamın katilinin kardeşinden yardım istemediğimi açıkça belirttiğimi sanıyordum.” Nancy acımasız bir ses tonuyla, “Senin verdiğin emir yüzünden burada beraber oturmak zorundayız,” dedi. “Nankörlükten rahatsız oluyorsan hemen şimdi kendi işine bakabilirsin!”
“Ah! Şansa bak!” Tüm dişlerimi göstererek gülümsedim. “Zaten işimi yapıyorum!”
“Senin işin ben değilim!”
“Benim ülkemde intikam peşinde koştuğunu ve bir adamı öldüreceğini söylüyorsun.” Et parçalarından birine daha uzandım. Eti ısırmadan önce umursamaz bir tavırla, “Tam olarak benim işim gibi gözüküyor,” dedim.
Nancy öfkeli bir ifadeyle beni izlerken kollarını göğsünde birleştirdi. İlk önce hangimizin pes edeceğine dair saçma bir bakışma oyununa girdik. Gözlerini ilk kaçıran Nancy oldu. Başını göle çevirdi ve akşam güneşinin yüzünü aydınlatmasına izin verdi.
Uzun kirpiklerinin gölgesi elmacıkkemiklerine düştüğünde gözlerimi ondan alamadım. Kusursuz burnunu ve yaladığı için parlayan dudaklarını izlerken kayboldum. Hafifçe esen rüzgâr sarı saçlarını dalgalandırırken saçlarının kokusunu özlediğimi fark ettim.
Güney bölgesinin iç kısmına doğru yolculuk yaptığımız sırada iki ihtimal vardı. Nancy ata bindiğimizde ya öne ya da arkaya oturacaktı. Ona tercihini sorduğumda ön tarafı seçmişti. Atın yularını tutarken onu ister istemez kollarımın arasına almıştım ve yolculuk boyunca saçlarının kokusuyla mest olmuştum.
Hayatım boyunca birbirinden güzel kadınların arasında büyümüştüm. Sarayda yaşayan ya da ziyarete gelen hanımlar ve balolarda karşılaştığım birbirinden alımlı leydiler göz alıcı güzelliklere sahiplerdi ama Nancy’de beni kendine çeken farklı bir şey vardı. Gözlerine her baktığımda aklımı başımdan alması normal değildi.
“Ares ile neden evlenmedin?”
Sheran ailesi saraya ilk geldiğinde Ares ve Nancy bir süredir nişanlıydı. Ares, kraliyet işlerinin yoğunluğundan dolayı etkinliklere katılmamış, Nancy ile hiç karşılaşmamıştı. Aslında işleri bahane ettiğini, babam onu evlenmeye zorladığı için kızgın olduğunu biliyordum. Bu yüzden kiminle evleneceğiyle ilgilenmiyor, yalnızca ona verilen görevi yerine getiriyordu.
Nancy Rosa Sheran’ı bir baloda ilk kez gördüğümde Ares’i kıskanmıştım. Onun gibi şanslı şerefsizler, evlenmeye mecbur bırakıldığında bile güzel kadınlarla karşılaşırlardı. Nancy bir sevgilisi olduğunu itiraf ettiğinde ve tüm sorumluluk Megan’a yüklendiğinde iki kez reddedilmek abime ağır gelmişti ama birbirinden güzel iki kadın tarafından reddedilmek Ares’in aksine benim hoşuma giderdi.
Nancy bakışlarını gölden ayırmadan, “Sebebini biliyorsun,” dediğinde kirlenen parmaklarımı bir mendile siliyordum. Ağzımın kenarlarını temizlerken Nancy’nin benim bildiğim olaydan farklı bir şey kast ettiğini hissettim.
“Hayır.” Onun aklından geçenler hakkında bir fikrim yoktu. “Bilmiyorum.”
Nancy başını bana doğru çevirdiğinde ciddiyetimi gördü. “Sarayda dolaşan dedikoduları…” derken kaşlarını çattı. “Duymadın mı?”
“Dürüst olmak gerekirse…” Gülümsedim. “Hiçbir zaman dedikodu arayan bir adam olmadım ama sarayda bir dedikodu dolaşsaydı bir şekilde beni bulurdu.” Yatağıma aldığım kadınlar konuşmayı çok severlerdi.
Nancy tereddütle, “Kraliyet ailesine nişanın iptaliyle ilgili bir açıklama yapılmıştır,” diye fısıldadı. Ares, Nancy başka bir adama âşık olduğu için nişanı iptal etmişti. Sheran ailesinin ona böyle söylediğini anlatmıştı. Hayatını başkasını seven bir kadınla geçirmeyeceğinin altını çizmişti.
Kanıma karışan kıskançlığı yok sayarak, “Âşık olduğun adamdan mı intikam almaya gidiyoruz?” diye sordum ama Nancy’nin gözleri şaşkınlıkla açıldığında ortada farklı bir konu olduğuna dair tahminim kesinleşti.
“Doğru.” Nancy başını öne eğerken, “Âşık olduğum adam…” diye mırıldandı.
“Güneye dönüş yaptığında onunla görüştün mü?” Yerden aldığım bir yaprakla oynamaya başladım ama asıl oynadığım şey yaprak değildi. “Kuzeyde yaşayacağın mükemmel bir hayat varken aşkı seçmek…” Cümlemin devamını getiremedim. “Tahttan vazgeçecek kadar sevdiğin adam kim?”
Nancy yüzünde hüzünlü bir ifadeyle bana baktığında, “Ne?” dedim. “Ayrıldınız mı?”
“Benim hakkımda çıkarımlar yapmayı bırakmalısın, majesteleri.”
“Bir intikam planı için seninle beraber yolculuk ediyorum. Yola çıktığın arkadaşına hayatınla ilgili bir şeyler paylaşmak neden kötü olsun ki?” Bir sorunun varlığına dair içimde büyüyen his beni dürtüyordu. “Ben sana kendi hayatım hakkında çok fazla şey anlatabilirim.”
“Bazı insanlar özel hayatını paylaşmak istemeyebilir.” Nancy beni, bana acıyormuş gibi süzdü. “Ayrıca ablamın ölümüne sebep olan bir aileye kendimi açmak, akıllıca bir hareket olmaz.”
Megan’ın sarayın arkasında saklanan bir dağ evinde hayatta olduğunu bildiğim için onun ölümüyle ilgili söylenen yalanları unutuyordum. Nancy ile sıradan bir sohbet sürdürmeye çalışmak benim hatamdı. Megan’ın sahte ölümü aklımdan çıkmamalıydı.
“Damon mı?”
“Ne?”
“Sevgilin.”
Nancy kahkaha attığında ister istemez yüzüm düştü. Damon’ın Megan’a âşık olduğunu biliyordum ama Nancy’nin Damon’dan hoşlanabileceğine dair bir fikir aklıma gelmişti. Nancy’nin Damon’a, Damon’ın da Megan’a âşık olduğu bir çıkmaza mı girmişlerdi? Çünkü bu konu hakkında konuşmaya başladığımızdan beri onun tavırlarında beni huzursuz eden şeyler vardı.
Nancy gülerek, “Damon, ablama âşık,” dediğinde, “Biliyorum,” diye fısıldadım.
“O zaman bunu neden sordun?”
“Senin Damon’ı sevdiğin imkânsız bir âşkın içine düştüğünü sandım.”
Nancy’nin yanağında çıkan gamzelere ve gözlerindeki ışıltıya bakarken hiçbir tepkisini kaçırmamaya çalışıyordum. Dişlerini görebildiğim büyük bir gülümsemeyle o kadar güzeldi ki onu ensesinden tutup öpmek istiyordum. Hayatımın geri kalanını onun kahkaha atarken çıkardığı sesleri duymaya adayabilirdim.
“Damon çocuk yaşlarında ailesiyle bazı anlaşmazlıklar yaşadı ve bir süreliğine bizim yanımızda kaldı. O, bir sevgiliden daha çok…” Nancy tebessüm etti. “Bir abi gibi oldu bana. Babam onu eve aldığı ve kendi çocuklarından ayırmadığı için Damon, ailemize hep borçlu hissetti. Bu yüzden her zaman yardımımıza koştu.”
Sermons ailesinin kendi içinde sorunlar yaşadığını duymuştum. Tony ve Damon, uzun yıllardır görüşmüyorlardı. Tony’nin, Megan’ın ablası Carla’yla evlenmesine ve Damon’la Megan yakın arkadaş olmalarına rağmen karşılaşmamayı başarıyorlardı. Sarayda onları aynı odanın içinde gördüğümü bile hatırlamıyordum.
“Her zaman Megan’la daha yakınlardı ama…” Nancy dudaklarını büzdü. “Ona hiçbir zaman o gözle bakmadım. Hiçbirimiz bakmadık. O, istediğim her şeyi yapacağından emin olduğum beni daima koruyacak bir abi.”
Başımı anlayışla sallarken, “O zaman intikamını almasını Damon’dan isteyebilirdin,” dediğimde yüzündeki gülümseme silindi. Eğer onu korkutmayacağını bilseydim aptallığım yüzünden tam şu an kendi suratıma yumruk atardım.
Nancy, “Bunu istediğim ilk kişi öldü,” derken yanağından bir damla yaş aktı. Bu kadar çabuk ağlayabilmesi beni şaşırtırken kendimi daha da kötü hissettim. “Kendim yapmalıyım.”
“Peki…” İhtimali canımı sıktı. “Sen ölürsen?”
“Buna değer.” Nancy kararlı bir tavırla, “Ölmeye değer,” dedi.
Genç bir kadının ölmeye değer olarak gördüğü intikamın sebeplerini düşündüm. Aklımdan yüzlerce olasılık geçerken Nancy’nin uzaklara dalan bakışlarını taklit ettim. İki dağın arasında batan güneşe gözlerimi kısarak baktığım sırada bu gölü nereden hatırladığımı buldum. Güneyin iç kısımlarına yaklaştığımızdan beri Nancy’nin beni nereye götürmek istediğini anlamaya çalışıyordum ama artık hoşuma gitmeyen bir tahminim vardı.
Bu yolun sonunun hangi eve çıktığını fark ettiğimde Nancy’nin dünden beri anlattıklarını detaylıca gözden geçirdim. İkimizin bilgileri aynı olmadığı için onunla bir anlaşmazlık yaşıyordum ama Nancy’nin bana yalan söylediğini sanmıyordum. Aksine sarayda dolaşan bilgilerin ve Ares’in anlattıklarının yalan olduğundan şüpheleniyordum.
Sheran ailesi saraya ilk geldiği andan itibaren yaşananlar gözlerimin önünden yavaşça geçerken Megan’ın Hector’dan almak istediği intikam yalnızca işlediği suçlar için değil kişisel bir nedenden ötürü de olabilirdi. Nancy’nin bahsettiği intikam Hector’la mı ilgiliydi? Morrison ailesinin Sheran ailesine yakınlığını hatırladıkça ve karşımdaki yola baktıkça aklıma çok kötü fikirler geliyordu.
Konunun üzerine gitmem onu rahatsız ediyordu ama ben meraklı bir adamdım. Gerçekleri duyuncaya kadar her soruyu soracak ve her ihtimali değerlendirecektim. Tüm ipuçlarını birleştirdiğimde hoş olmayan bir ses tonuyla, “Thomas mı?” diye sordum.
Nancy söylemek istediğimi anlamadı. “Ralph mi?” Hector’un erkek çocuklarını saymaya başladım. “Tim?” Nancy bakışlarını benden kaçırdığında, “John mu?” diye üsteledim. “Gerçi John’un yaşı küçük. Thomas ya da Ralph olmalı.”
Nancy ayağa kalkarken, “Yeter artık!” dedi. Bana sırtını dönüp yürümeye başladığında hemen ayaklandım. O kadar hızlı ilerliyordu ki onu beklediğimden daha geç yakaladım. Kolundan tuttuğumda, “Bırak beni!” diye bağırdı.
Nancy’yi kendime çevirirken, “Nerede olduğumuzu bilmediğimi mi sanıyorsun?” diye sordum. “Bu yolun sonunun…” Sol elimi havaya kaldırıp arkadaki dağı gösterdim. “Morrison Kalesine gittiğini bilmediğimi mi sanıyorsun?”
Nancy dişlerinin arasından, “Beni bırak!” derken gözleri onu ele verdi.
“Sana ne yaptı?” Hector’un oğullarını öldürecektim. “Neden intikam almak istiyorsun?” Nancy kolunu çekmeye çalıştığında, “Bana gerçeği söyleyeceksin!” dedim.
“Sana hiçbir şey söylemek zorunda değilim!” Parmaklarının ucunda yükselip burnumun dibine girdi. “Bir prens olduğunuz için tüm dünya sizin etrafınızda dönüyor sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz!”
“Eğer istersem…” Çenem gerildi. “Dünyayı kendi etrafımda döndürürüm, Nancy.”
“Yaparsın!” Ellerini göğsüme koyup beni itmeye çalıştı. “Siz erkekler istediğiniz şeyi elde etmek için her şeyi yaparsınız! Kimin canının yandığını umursamazsınız! Yeter ki tüm dünya size hizmet etsin!”
“Sen neyden bahsediyorsun?”
Nancy bir sinir krizi geçirirken, “Bana dokunma!” dedi. Kolunu aniden bıraktığımda dengesi bozuldu. Yere düşmemek için geriye doğru birkaç adım atarken kendine çeki düzen verdi. “Hepinizden nefret ediyorum!”
Bana arkasını dönüp gölün etrafında yürümeye başladığında aklıma gelen fikirle donakaldım. Nancy’nin en başından beri erkeklerden neden uzak durduğunu, kamp alanında verdiği tepkiyi ve ona her dokunduğumda korkmasının sebebini anladığımda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.
Onun arkasından, “Hangisi sana dokundu?” diye bağırdığımda Nancy aniden durdu. Ona doğru yavaş yavaş yürüdüğümde kanım öfkeyle kaynıyordu. Morrison Kalesine gittiğim an o adamların canına okuyacaktım.
Nancy’nin yanına vardığımda onun etrafından dolaşıp tam karşısına dikildim. Sağ elimi yüzüne yaklaştırırken temkinliydim. Parmağımı çenesinin altına koyup başını yukarı kaldırdım. Gözlerimiz buluştuğunda yanağından akan yaşlar tahminimi doğruluyordu.
“Hector’un çocuklarından hangisi sana zorla dokundu, Nancy?”
“Hiç kimse…” dediği an sözünü kestim.
“Bana yalan söyleme!”
Nancy ürperdiğinde onun üzerine gitmekten nefret ettim ama bu işin peşini asla bırakmayacaktım. Eğer biri ona zarar verdiyse bedelini misliyle ödedecektim. Bana gerçekleri söylemezse o kaledeki her adamın derisini yüzerek gerçeği öğrenecektim.
Nancy bileğimden tutup çenesinde duran elimi çekerken bakışlarını benden kaçırdı. Ona dokunma arzuma engel olmak için ellerimi pantolonumun ceplerine soktum. Nancy yanımdan geçmeye çalıştığında sağa doğru bir adım atıp yolunu kestim.
“Ares’le evlenmek istiyordun.” Nancy ıslak gözlerle yüzüme baktığında acı gerçek kalbime saplandı. “Ares’le nişanı iptal ettiniz çünkü biri sana zarar verdi.” Yanıldığımı söylemesi için her şeyi yapardım ama o, sustu.
Nancy’nin sessizliği gerçeği haykırdı.
“Ares bunu öğrendiğinde saraydaki dedikoduların önünü kesti. Senin bir başkasına âşık olduğuna dair bir yalan uydurdu çünkü seni korumak istedi.” Uzun bir süre sonra ilk defa Ares’le gurur duydum. “Sosyetenin diline düşen kadınların başlarına iyi şeyler gelmez. Ares seni dedikodulardan korumaya çalıştığı için hepimizi bir yalana inandırdı.”
Nancy hıçkırarak ağladığında, “Hiç kimseye âşık değilsin,” dedim. Gözyaşları içinde başını salladı. “Sevgilin yok.” Nancy yanaklarını hızla silerken, “Biri sana zarar verdiği için evlenemedin,” dedim.
Zarar vermek, dedim çünkü o korkunç kelimeyi dile getirecek kadar cesur değildim. Eğer dudaklarımdan bir kez dökülürse, Nancy’nin sesinden bir kez duyarsam tüm dünyayı yakardım. Onun gözlerindeki korkuya ve hüzne sebep olan adamı parçalara ayırırdım.
“Megan…” Başımı sağa sola salladım. “Ona gerçeği söyledin ve senin intikamını almak istediği için kraliçe olmayı kabul etti.” Ares’in bu konu hakkında bir fikri var mıydı, bilmiyordum. “İntikam için Ares’le evlendi.”
Nancy, “İntikam yüzünden…” derken kekeledi. “Öldü.”
“Hector’un Megan’a olan nefreti bu yüzden mi?” Aklımı kaçıracaktım. “Megan, Hector’un oğullarına zarar mı verdi? Eğer…” Ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. “Megan tüm o işyerlerini neden ateşe veriyor?”
Nancy sola doğru bir adım atıp yeniden beni geçmeye çalıştığında bu kez ondan hızlı davrandım. Yolunu tekrar kestiğim için sinirlenirken, “Yeter artık!” dedi. “Bu konuyu konuşmak istemiyorum.” Burnunu çekti. “Seninle konuşmak istemiyorum!”
Yolundan çekildiğimde Nancy yürümeye başladı ama yalnızca iki adım attıktan sonra arkasından, “Gerçekleri saklamaya devam edemezsin!” diye bağırdım. Kendi etrafımda döndüğümde Nancy’nin sırtına dökülen sarı saçlarıyla karşılaştım. “Sana zarar veren kişinin sırrını tutarsan başkalarına da zarar vermeye devam eder, Nancy!”
“Sen…” Dili tutulmuştu. “Sırf kim olduğunu öğrenmek için her şeyi yapacaksın, değil mi?” Bana doğru dönerken kollarını göğsünün altında birleştirdi. “Gerçekleri duyuncaya kadar canımı yakacaksın!”
“Senin canını yakan şey gerçekleri dile getirmek değil.” Aramızdaki iki adımlık mesafede büyük bir uçurum vardı sanki. “O adamın senin dışında başkalarına da zarar verdiğini biliyorsun. Sana zarar verdiyse…” Bir elimi yumruk yaptım. “Tek değilsindir, Nancy.”
“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun?” Nancy titreyen ellerini havada sallarken, “Sırf başkalarına zarar vermesin diye kaç defa kendimi feda ettiğimi biliyor musun?” diye bağırdı. “Başka kadınları korumaya çalışırken yaşadıklarımdan haberdar mısın?”
Tüm dürüstlüğümle, “Susmaya devam edersen bir suçluyu korursun,” dediğim an pişman oldum. Sözlerimde haklıydım ama bazen haklı olmak yetmezdi.
“Sen…” Bakışlarında ilk defa saf nefreti gördüm. “Yaşadıklarım hakkında en ufak bir fikre bile sahip değilsin!” Bir elini göğsüne yasladı. “Kendimi korumaya çalışırken sevdiklerim zarar gördü!” Yanağından bir damla yaş aktı. “Sevdiklerimi korumaya çalışırken ben zarar gördüm!”
“Hangisi yaptı?” Ona doğru bir adım attım. “Bana kim olduğunu söylersen hem senin hem de Megan’ın intikamı için sana eşlik edeceğim. Eğer yapamazsan…” Durakladım. “Eğer intikam almaktan korkarsan senin için o adamı geberteceğim.”
Nancy yüzünü ellerinin arasına gömdüğünde, “Megan, öldü!” dedim. “Megan öldü ve buna sebep olan kişi ya da kişileri saklama!” Onu ikna etmek için adeta çırpındım. “Bırak, tüm dünya gerçeği bilsin!”
Nancy dizlerinin üzerine çöküp hıçkırarak ağlamaya başladığında kendimden nefret ettim. Onu zorlamak yanlış bir hareketti ama bu sırrı yıllarca içinde sakladığı için parçalara ayrıldığını görebiliyordum. Derinlere sakladığını sandığı acı gözlerinin içinde gizliydi. Dışarıdan sağlam biri gibi gözükse de tek bir dokunuşta yıkılıyordu.
Nancy’nin tam karşısında yere oturdum ve onu kollarımın arasına aldım. “Özür dilerim.” Nancy başını göğsüme yasladığında, “Özür dilerim,” diye fısıldadım. “Bu sırrın seni içten içe öldürmesine izin verme.” Tüm vücudu titriyordu. “Lütfen, Nancy.”
Sadece merak ettiğim için sorduğum soruların bir yarayı deştiğinden habersizdim. Yaşananları düşünmeye fırsat bulduğumda ve tüm parçaları birleştirdiğimde karşıma böyle bir şeyin çıkmasını beklemiyordum. Ona birinin zarar verdiğini düşünmek beni başka birine dönüştürüyordu.
“Hiç kimsenin seni korkutmasına izin verme, güzelim.” Nancy’nin saçlarını okşarken kollarımı ondan ayırmadım. Kendini bana bıraktığında kulağına doğru, “Gerçekleri söylemek canını yakmayacak ama bu sırrı saklamak seni mahvedecek,” diye fısıldadım.
Sheran ailesi gerçekten inatçıydı. Ne söylersem söyleyeyim Nancy’yi ikna edemeyecektim. Yarası o kadar derindeydi ki onu gün yüzüne çıkarmak asla kolay olmayacaktı. Derine indikçe ona daha fazla zarar verecektim. Ares, onun ailesini parçaladığı için Nancy bana da güvenmeyecekti.
Uzun bir süre boyunca sessiz kaldım. Nancy’nin kollarımda sakinleşmesine yardımcı oldum. Gözyaşları ve titremeleri duruncaya kadar sabırla bekledim. Kendine geldiğinde kollarımın arasından çıktı. Kızaran yanaklarını saçlarının arkasına saklayıp geri çekildi.
Tüm samimiyetimle, “Özür dilerim,” dediğimde bakışları beni buldu. “Bencilce davrandım.” Ellerimi pantolonumun ceplerine soktum. “Birinin sana zarar vermiş olmasına çok öfkelendim ve seni fazla zorladım.”
Nancy kaşlarını çattığında ayağa kalktım. “İntikamın, senin.” Başımı hafifçe salladım. “Kendi başına peşine düşmek en büyük hakkın.” Kamp alanına doğru dönmeden önce, “Yolun açık olsun, Nancy,” diye fısıldadım.
Nancy’yi bir ormanın içinde asla yalnız bırakmayacaktım ama bunu bilmesine gerek yoktu. Yolculuğa tek devam etmesini söyleyerek ona blöf yapıyordum. Eğer blöfüme kanıp beni yanında isterse işime gelirdi ama bensiz ilerlerse onu gizlice takip edecektim.
Kamp alanına yaklaştığımda yerdeki eşyalarımı toplamaya başladım. Çantanın içine kirli mendilleri, birkaç bıçağı ve matarayı koydum. Nancy’nin yemediği tavşanın parçalarını bir ağacın altına bıraktım. Çantayı omzuma geçirip son bir kez ortalığı kolaçan ettim.
Her şeyi yanıma aldığımı gördüğümde atımı bağladığım ağaca doğru ilerledim. Atın yularını çözerken arkamda bir hareketlilik hissettim. Bana yaklaştığında gerçeği öğreneceğim için heyecanlanmıştım ama Nancy’nin bir fısıltıyla söylediği cümleyi duyduğumda pişmanlık zihnimi ele geçirdi. Keşke o an kulaklarım sağır olsaydı da o sözleri işitmeseydim. Keşke o an büyümü kontrol edebilecek kadar güçlü durabilseydim.
“Hector Morrison, bana yıllarca tecavüz etti,” demişti.