1. bölüm · 3dakika
GİRİŞ
Buz Krallığı 2 — Sena Nur Işık
GİRİŞ
Bir hafta önce…
ARES
Göğsümün tam ortasında başlayan kasırgayı dindirmek için sağ elimi kalbime doğru götürürken sol elimle belimde duran hançerin kabzasını tuttum. İhanetin acısıyla yıkılmayı beklerken eskisinden daha güçlü bir şekilde yürüyebildiğime inanamayarak Buz Krallığı’nın soğuk koridorlarında ilerledim.
Yaşadığım acı gözlerimi kör etmişti ama ayaklarım yere sağlam basıyordu. Önümü bile göremezken ezbere bildiğim yolda annemin odasını bulmayı başarmış, kapıyı sessizce açmış ve yatağın kenarındaki sandalyeye oturmuştum.
Annemin sarı saçlarına baktığımda hislerim beni öldürmek istercesine boynuma dolandı ve boğazımı sıktı. Bana sevdiğim kadını hatırlatan sarının en açık tonunu incelerken sertçe yutkunup elimden geldiğince duygularımın beni çekmek istediği kuyuya girmemek için çabaladım.
Yaşama dair ufak bir emare bile göstermeyen soluk ve soğuk ele uzandığımda ipek çarşaflar tenimi okşadı. Annemin elini avucumun içine alıp güç bulmak istercesine sıktım. Onu iyileştirmek için büyümü son damlasına kadar kullanmak istiyordum ama son iki gündür o kadar çok yara almıştım ki büyüm yalnızca beni ayakta tutmaya yetiyordu.
“Bana ihanet etti.”
Uzun süredir beni huzursuz eden ve şüphelerimi gittikçe güçlendiren olayların gerçek olduğunu öğrenmek tüm dünyamı sarsmıştı. Babam, bir tahtta oturacaksam hiç kimseye güvenmemem gerektiğini öğütlerken eğer biri bana ihanet ederse ne yapacağım konusunda hiçbir şey anlatmamıştı.
İhanet, acı ve ben. Ne yapacağına karar veremeyen üç yalnız kelime boşlukta süzülüyorduk.
Uyuduğunu bilmeme rağmen anneme öğrendiğim her şeyi fısıldarken onun beni duyduğunu biliyordum. Annem gözlerini kapatsa bile beni dinlemenin bir yolunu bulur, acımı benimle paylaşırdı. Paylaşmalıydı. Çünkü tek başıma taşıyamayacağım kadar ağırdı.
Cümlelerimin sonuna geldiğimde dudaklarımdan dökülen sözlerin düşüncelerimden daha sert olduğunu fark ettim. Yaşadıklarımı birine anlatmak acımı hafifletir sanmıştım ama kendi sesimden duymak intikam hissimi daha da körüklemişti.
“Onu öldüreceğim.”
Bir süre sonra annem işaretparmağımı avucunun arasına alıp sıktığında uzaklara dalan bakışlarımı ona çevirdim. Gözkapakları titrerken gözlerini açması için sabırla bekledim. Başını hafifçe bana doğru çevirdiğinde bakışlarımız buluştu.
Gözlerinin derinliklerine saklanan şefkat kalbimi okşadığında bir anlığına yumuşadım. Annemin avucundan parmaklarıma akan büyüyü hissettiğimde, “Yapma,” diye fısıldadım. Yarı uykulu ve yorgun olmasına rağmen hâlâ beni iyileştirmek için çabalıyordu. Ciddi bir ifadeyle, “Ben iyiyim,” diye mırıldandığımda annem gücünü yavaşça geri çekti.
Yanağından bir damla yaş akarken yorgun sesiyle dudaklarından bir cümle döküldü. Kaşlarımı çatıp ne demek istediğini anlamaya çalıştığımda parmağımı büyük bir güçle sıkıp aynı cümleyi tekrarladı.
Anlattığım her şeyi dinlemişti.
“Gerçek ne…” derken sesim çatladı. “Bilmiyorum.” Annem tanıdığım en güçlü kadındı. Kanında dolaşan büyünün onu güçlü biri yaptığını sanabilirdiniz ama aksine o büyü annemi güçsüz kılıyordu. Sevdikleri için büyüsünü kullanmak onu her geçen gün yormuş, aklını kaybetmesine sebep olmuş ve bir yatağa bağımlı hale getirmişti.
Annem ölüme birkaç adım uzakta dururken üzüldüğü tek bir şey vardı: Çocuklarını hayat yolculuğunda tek başına bırakmak. Yanlış seçimler yapmamızdan, hayatımızı mahvetmemizden ve pes etmemizden korkuyordu.
En çok da mutsuz olmamızdan.
Annemin yanaklarından birkaç damla daha yaş aktığında ona bakmak zorlaştı. Aylar önce dünyanın en güçlü kraliçelerinden biriyken şimdi karşımda bu kadar kırılgan gözükmesi haksızlık gibi geliyordu. Onu kollarından tutup kaldırmak istediğim bir hayale sıkıca tutunup öfkeleniyordum.
Çaresiz bir sesle, “Gerçeği bilmiyorum, anne,” dedim. Annem dikkatimi çekmeye çalışarak elimi çekiştirdiğinde başımı yukarı kaldırdım. Gözlerimiz bir kez daha buluştuğunda endişeyle, “Onu koru,” dedi. Bir isim vermesine gerek yoktu. Kimden bahsettiğini sadece gözlerine bakarak anlayabiliyordum.
Başımı sallamakla yetinirken elimi annemin elinden çekip yavaşça ayağa kalktım. Odadan çıkmadan önce kararlılıkla, “Onu öldüreceğim,” diye mırıldandım.