6. bölüm · 17dakika
HARİTA
Buz Krallığı 2 — Sena Nur Işık
BÖLÜM 5: HARİTA
İki hafta önce…
MEGAN
Bir kralla evlenip ülkenin görebileceği en görkemli kraliyet düğününü düzenledikten sonra günlerinizin bir kraliçenin ihtişamlı mutluluğuyla geçeceğini sanırdınız ama almak istediğiniz intikam rüyalarınıza girip geceleri uyutmadığında mutluluk bir yana huzurunuz da kalmazdı.
Uyku tutmadığında gözlerimi aralayıp yatakta sola doğru döndüm. Kollarını yastığın altından geçirip yüzüstü uzanan Ares’e baktım. Duştan yeni çıktığı için nemli olan saçları alnına dökülmüştü. Her zaman gergin olan çenesi ve sert yüz hatları uyurken daha yumuşaktı. Dudakları hafif aralıktı ve küçük bir çocuk gibi masum gözüküyordu.
Çıplak sırtına ve kol kaslarına bakarken aklımdan geçen arsız düşünceleri dizginlemekte zorlanıyordum. İki gündür sarayda değildi ve onu çok özlemiştim. Onu görmediğim her gün göğsümdeki sıkıntı daha da büyüyerek beni huysuz bir kadına dönüştürüyordu.
Erote Örgütü, saraydan intikamını almak için ülkeyi karıştırırken Ares düzeni korumaya çalışıyor ve örgütü tamamen yok etmek için uğraşıyordu. Bu yüzden seyahat etmeye ve tahtta beni tek bırakmaya başlamıştı.
Ben de onun sarayda olmadığı günleri fırsat bilip kendi intikam planımı yapıyordum. Prens Roberto’nun Hector hakkında söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Hector’un Kral Benjamin’le yakınlığı, kralın babamla küslüğü ve Hector’un örgütler içinde Baron ismiyle anılması beni bazı konularda şüphelendiriyordu.
Buz Krallığı, yalnızca kraliyet ailesinin hazinesiyle yönetilecek kadar zengin bir krallık olmadığı için ülkenin zengin iş adamlarıyla yıllarca işbirliği yapmıştı. Kendi hazinesi yeterli zenginlikte olan ülkeler hiçbir ticaret ağına bağlı olmadan özgürce kararlar alabilirdi ama ülkenizi kalkındırmak için büyük ticari işleri yapan adamlara ihtiyacınız varsa onların fikrini almadan bazı kararları veremezdiniz.
Bizim krallığımız yaşadığımız coğrafyanın soğuk bir iklime sahip olmasından dolayı birçok dalda ticaret yapamıyordu. Aynı zamanda uzun bir süre önce girdiğimiz savaşların verdiği hasarları henüz toplayamamıştı. Hector gibi zengin iş adamlarının sağladığı ekonomik destek ve yeniden yapılanmayla ülkeyi kendine getirmişlerdi ama bu da kraliyet ailesinin sürdüğü hükme dair şüpheler oluşturmaya başlamıştı.
Hector’un kraliyet ailesiyle yakınlığını biliyordum ama kraliyetin Hector’un işlerinin ne kadarına ortak olduğunu ve neyin içine sürüklendiğini bilmiyordum. Kadın ve çocuk ticaretine de ortaklar mıydı?
Bu sorunun cevabını alabilmek için bir süredir araştırma yapıyordum ama tüm kayıtlar yetersizdi. Asıl arşiv kralın çalışma odasının arka tarafından açılan daha küçük bir odanın içinde gizliydi ve Ares sarayda olmadığında bu odaya erişmek zordu.
Ares’e gizli bilgilerin saklandığı arşive girmek istediğimi söylesem ikinci kez düşünmeden izin verirdi ama neyi araştırdığımı da merak eder, onunla paylaşmamı isterdi. Elimde bir kanıt olmadan Hector hakkında konuşmak bana zarar verirdi. Ares, Hector’u kaybettiği babasının yerine koymuştu ve ona çok güveniyordu. Onunla tüm bu konuları konuşmadan önce bir kanıt bulmalıydım.
Yatakta sırtüstü uzanıp başımı çalışma masasının arkasındaki dolabın yanında duran kapıya çevirdim. O kapının anahtarı sadece Ares’te vardı. Onun sarayda olmadığı günler bu odaya yaklaşmamıştım ama şu an çok cazip gözüküyordu.
Ares gece yarısı yolculuğundan döndüğünde onun yatak odamıza gelmesini beklemeden çalışma odasında ziyaret etmemin ve odadaki yatağa sürükleyip burada vakit geçirmek için sabırsız olduğumu söylememin sebebi belliydi: O uyurken anahtarı almak.
Yapacağım şeyden pişman olmadan hemen önce harekete geçmeliydim. Yataktan yavaşça kalkıp sessiz adımlarla çalışma masasına ilerlerken arkama dönüp Ares’i defalarca kez kontrol ettim. Uykusu derin ve yol yorgunu olduğu için şanslıydım.
İlk önce birkaç çekmeceyi karıştırdım sonra da dolaplardaki rafları tek tek kontrol ettim ama hiçbir şey bulamadım. Karanlıkta bir şeyleri görmek zordu ve mum yakmak gibi bir riske de girmeyecektim. Ellerimi belime koyup tedirgin bir şekilde bakışlarımı odada gezdirirken Ares’in yerde duran kıyafetleri dikkatimi çekti.
Zihnimde parlayan fikirle kıyafetlerinin yanına gittim ve ceplerini karıştırdım. Üniformasının iç cebine saklı bir kesenin içinde anahtar bulduğumda kıyafetleri olduğu yerde bırakıp kapıya ilerledim. Anahtarı yavaşça kilide sokup çevirdiğimde kapı hiç sorun çıkarmadan açıldı.
Başımı sağa çevirip yatakta uzanan Ares’in bedenini birkaç dakika boyunca izledim. Hareketsiz kaldığında anahtarı kilitten çıkardım ve odanın kapısını açıp içeri girdim. Anahtarı iç tarafa takıp kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yaslayıp sakinleşmek için biraz bekledim.
Karanlık odada yolumu bulmak zordu. Ufak bir pencereden yansıyan ay ışığının yardımıyla odanın ortasında duran masaya doğru yürüdüm. Ellerimi önümde siper edip bir yere çarpmamaya özen gösterdim. Masanın üstünde duran mumu yanındaki kibritle hızlıca yaktım ve oda aydınlandı.
Kendi etrafımda bir tur dönüp odanın tüm detaylarını aklıma kazıdım. Odanın üç duvarı tamamen raflardan oluşuyordu. Rafların en altında iki çekmeceli ve bir kapaklı dolaplar vardı. Raflardaki yan yana dizilmiş dosyalara gözlerimi kısarak baktığımda bu kalabalığın içinde aradığım bilgiyi nasıl bulacağımı bilememek beni telaşlandırdı.
Kitap Kulübü’nün gizli bir parçasıyken dikkat çekmemek adına hepimiz kütüphanede belirli sürelerde çalışmıştık. Bu yüzden raflardaki dosyaların bir düzene göre dizildiğinin farkındaydım. Mumu elime alıp ışığı raflara yaklaştırdım. Üç duvardaki tüm rafları sırasıyla dolaşıp düzeni anlamaya çalıştım.
Tüm krallıkların isimlerinin dizili olduğu rafı bulduğumda bir dosyayı alıp yere bıraktım. Mumu da dosyanın yanına koyup dikkatle açtım. Güneş Krallığı ile Buz Krallığı’nın kendi aralarında yaptığı ülkeler arası antlaşmaları gördüğümde doğru yerde olduğumu anladım.
Güneş Krallığı’nın dosyasını kapatıp diğer dosyaları sırasıyla açtım. Toprak, Su ve Ateş Krallığı’nın da bilgilerine ulaştım ama Kül Krallığı’na dair bir belge göremediğimde rafları tekrar ve tekrar kontrol ettim.
Alnımdan akan terleri silerken yenilgiyle yere oturdum. Bir şeyler eksikti. Bakışlarımı raflardan ayıramazken mumu soğuk zemine koydum. Rafların altındaki çekmeceleri izlerken zihnimde bir ışık yandı. Bir şeyler eksik değildi. Bilerek gizlenmişti.
Ses çıkarmamaya dikkat ederek önümdeki çekmeceleri açtım. Üst çekmecedeki dosyaları tek tek incelediğimde her şey masum gözüküyordu. Sıra alt çekmecenin raflarına geldiğinde en üstte duran dosyada Kül Krallığı’nın ismini okudum. İçimden bir his aradığım şeyin burada olduğunu söylüyordu.
O sesi dinleyerek mumu dosyalara yaklaştırdım ve her bir antlaşmayı, ticari sözleşmeyi dikkatle inceledim. Kül Krallığı’nın kralından daha çok Prens Markeline’nin imzalarının olduğu sözleşmeler dikkatimi çekti. Ülkenin kralı varken neden oğlunun adı geçiyordu? Prens Roberto’nun ya da Prens Darion’un Buz Krallığı’nın kralı varken onun yerine bir antlaşma yapabileceğini sanmıyordum.
Bir belgenin altında Hector Morrison ismini okuduğumda yanındaki diğer isme baktım. Prens Markeline’nin imzası ve mührü vardı. İkisinin yapacağı işbirliğini merak ederken prensin yanında başka bir prensin imzasını daha gördüm.
Leonard Ares Henderson.
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken yanlış okuduğumu sandım. Mumu belgeye yakınlaştırıp yan yana dizili isimleri sırasıyla inceledim. Hector Morrison, Edwin Markeline Ash ve Leonard Ares Henderson.
Bakışlarım belgenin üst kısmına kaydığında kaşlarımı çattım. Genelde soyluların gittiği eğlence mekânının ismini okuduğumda donup kaldım. Daphne. Damon ve benim Sarah’ı kurtarmak için gittiğimiz bu mekânda bıçaklanmıştım ve Ares beni kurtarmıştı. O gün onun neden orada olduğunu sorgulamamıştım ama belgeye baktığımda sebebini anlıyordum.
Ares, Daphne’nin ortaklarından biriydi.
Evlendiğim adamın kadın ticareti yapmasından şüphe ettiğim bir mekâna ortak olduğunu kabul etmeyecektim. Ares, böyle bir şey yapmazdı. Hayır. Belgeyi baştan sona okudum. Herhangi bir yerde Kral Benjamin Henderson’ın imzasını aradım ama yoktu.
Bakışlarım uzaklara daldığında sessizliği dinledim. Ya yanlış adama güvendiysem? Ya Ares en başından beri Hector’un yaptığı her şeyi biliyor ve onun işlerine ortaksa? Onlarca soru aklımdan hızla geçerken yarısına kadar eriyen mum beni kendime getirdi.
Ares uyanmadan önce daha fazla bilgi edinmeli ve buradan çıkmalıydım. Dosyanın içindeki diğer tüm belgeleri çıkarıp Hector’un isminin geçtiği mekânların hepsini masadan aldığım bir kâğıda telaşla yazmaya başladım. Hector ve Prens Markeline ile ortak oldukları yerlerin isimlerini aldım.
Ares’in ismi sadece Daphne belgesinde geçiyordu. Buz Krallığı’na ait ilk belgelerde Kral Benjamin’in imzası vardı ama son zamanlarda imzalanan belgelerde hiçbir kralın imzası yoktu. Yalnızca kraliyet mührü vardı.
Tüm dosyaları aynı şekilde yerine bırakıp yazdıklarımı not aldığım sayfayı katladım ve korsemin altından geçirip gizledim. Tam dışarı çıkmayı düşünürken bakışlarım incelemediğim raflara kaydı. Sırtımdan akan ter damlaları bu odadan ayrılmam için net bir mesajdı ama Ares’in uyuduğu odanın sessizliği beni cesaretlendirdi.
Az önce araştırma yaptığım rafların hemen yanındaki rafları ve çekmeceleri karıştırdım. Hiçbir şey bulamadığımda açmadığım son çekmeceye dizlerimin üstünde ilerledim. Mumu yerde bırakıp çekmecenin kulpunu kendime doğru çektim.
Buz Krallığı’nda ticaretin döndüğü tüm limanların bir haritasını ve haritanın altında o limanlardan sorumlu iş adamların listesini bulduğumda gözlerim parladı. Hector’un sırlarını gizlediği iş yerlerinin hepsi elimin altındaydı.
Bakışlarım kapıyla belgeler arasında gidip geldi. Eriyen mum içeride gereğinden fazla kaldığımı haber veriyordu. Kalbim küt küt atarken başka bir şansım olmamasından ve yakalanmaktan aynı anda korkuyordum.
Her şeye rağmen Baron’un kim olduğunu herkese göstermeli, kardeşimin intikamını almalı ve o zehir yayan gözlere, yaktığı canların bedelini ödetmeliydim. Yerden hızla kalkıp elimdeki kâğıtları masanın üzerine koydum. Haritayı açıp parşömenin dört köşesine masada bulduğum ağır malzemeleri yerleştirdim.
Haritanın aynısını boş bir kâğıda kaba taslak bir şekilde çizdim. Hector ve şüphelendiğim diğer isimlerin limanlarını bölge bölge not aldım. Her ismi ve işyerinin bilgisini kaydettiğimden emin olduktan sonra belgeleri aldığım yere geri koydum. Kendime hazırladığım kâğıtları katlayıp korsemin altındaki diğer kâğıdın yanına ekledim.
İşim bittiğinde saçlarım enseme ve alnıma yapışmıştı. Elimin tersiyle yüzümdeki teri sildim. Stresten midem bulanmaya başlamıştı. Odada uzun süre havasız kalmıştım. Son bir kez bakışlarımı odanın içinde gezdirip ortalığı aynı şekilde bıraktığımdan emin oldum. Anahtarı kilitten çıkarıp kapıyı yavaşça açarken tanrılara yanımda olması için dualar ettim.
Ares’in uyuduğu çalışma odasına geçtiğimde onun hâlâ yatakta uzandığını gördüm. Tuttuğum nefesi özgür bırakıp rahatlarken kapıyı kilitledim ve anahtarı Ares’in ceketinin içindeki gizli keseye koydum.
Gün daha doğmamıştı ve herkes uyurken kütüphaneye gitmek, korsemin altına sakladığım kâğıtlardan kurtulmak için iyi bir zamandı. Şansımı zorlamak mıydı? Evet. Fakat gece yarısı kütüphaneye gitmem kimseyi şaşırtmazdı. Kitap okumayı severdim.
Yatağın ayak ucunda duran kalın pelerinimi alıp sırtıma geçirdim. Pelerinin iplerini bir kurdele yaptıktan sonra Ares’i çalışma odasındaki yatakta bırakıp dışarıya çıktım. Muhafızlar beni gördüklerinde önümde eğildiler. Onların peşimden gelmesini istemediğim için fısıldayarak konuştum.
“Kütüphanede yalnız zaman geçireceğim.” Çalışma odasını gösterdim. “Kralınızla beraber kalın.”
Muhafızlar emirlerimi dinleyip kapıda bekleme görevlerine devam ederlerken sessiz ve loş koridorlarda hızlı adımlarla ilerledim. Bu saatte biriyle karşılaşacağımı sanmıyordum ama yine de etrafı kontrol ederek yürüyordum.
Odaların alt katındaki devasa kütüphaneye ulaştığımda kitapların kokusunu içime çektim. Yüzüme dökülen saçları kulaklarımın arkasına sıkıştırırken derin nefesler aldım. Bir an önce sakinleşmem gerekiyordu. Ben artık leydi unvanıyla anılan o kadın değildim. Hiç kimse bir kraliçenin yaptıklarını sorgulayamazdı.
Toparlanmak için kendime verdiğim süre bittiğinde rafların arasından dolanıp kütüphanenin arka tarafına geçtim. Son zamanlarda buraya çok sık geliyordum. Kütüphane sarayın en sessiz bölümüydü ve yalnız kalabildiğim tek yerdi.
Sarayın arka bahçesini rahatlıkla gören büyük camın önüne bir masa yaptırmayı düşündüğümü anlattığımda Ares ona sormama gerek olmadığını ve istediğim şekilde hareket edebileceğimi söylemişti. Hizmetlilerin yeni bir masa getirmesi ve yerleştirmesi ise sadece bir günlerini almıştı.
Kraliçe olmak bir çok açıdan eşsizdi.
Masanın köşesinde duran mumu yakarken sandalyeye oturdum. Korsenin altına sakladığım kâğıtları çıkarmadan önce o küçük odada yaşadığım her şeyi gözden geçirdim. Öğrendiğim yeni bilgileri düşünürken camdan dışarıyı izledim. Gözlerim uzaklara daldığında şüphelerimi onaylayan belgelerde Ares’in payının ne kadar olduğunu anlamaya çalıştım.
Bir süre sonra aklıma gelen yeni fikirle masanın çekmecesini açtım ve boş bir parşömen çıkardım. Kalemi mürekkebe batırıp bir mektup yazmaya başladım. Tahta oturduğumdan beri başka bir ülkeye göndereceğim ilk mektuptu ama bunu kraliçe unvanımla yapmayacaktım.
Mektubun sonuna geldiğimde Megan Maureen Henderson yerine Megan Maureen Sheran yazdım ve ismimin altına imzamı attım. Mürekkebin kurumasını beklerken beni izleyen biri var mı diye etrafı kolaçan ettim.
Kütüphanede yalnızdım.
Parşömeni bir rulo haline getirdikten sonra etrafına doladığım ipi bağladım. Kurdele yaptığım yere mum damlattım ve mektubum sahibine ulaşmadan bir başkasının açmaması için dualar ettim.
Mektubu çekmecenin içine attım. Korsenin altına sakladığım kâğıtları çıkardım. Haritanın aynısından bir tane daha çizip tüm bölgeleri işaretledim. İki harita arasındaki tek fark, şüphelendiğim bir mekânı yeni çizdiğim haritaya eklememek oldu. Haritaları rulo yapıp iplerle bağlarken birinin köşesine D diğerinin köşesine G yazdım.
Hazırladığım intikam planında işe yarayacak bilgileri, yeni öğrendiğim bilgilerle birleştirip notlarımı düzenledim. İki ayrı kâğıda yazdığım notları katlayıp haritalara doladığım iplerin arasına sıkıştırdım.
Başımı yukarı kaldırdığımda şafak sökmek üzereydi. Hazırladığım parşömenleri pelerinin altında saklarken çekmeceye koyduğum mektubu da parşömenlerle beraber kolumun altına sıkıştırdım. Hızlı adımlarla kütüphaneden çıktım. Boş koridorlarda ilerleyip sarayda ailemin konakladığı kanada geçtim. Anne ve babamın odasının önünde bekleyen muhafızlar reverans yaptıkları sırada ben kapıyı tıklattım ve içeri girdim.
Yanlış bir anda gelmekten korktuğum için başımı yere eğdim. Odanın içindeki sessizlik dikkatimi çektiğinde bakışlarımı tereddütle yatağa çevirdim. Anne ve babam düşündüğüm yerde değillerdi.
Odanın her bir köşesine göz gezdirdikten sonra giyinme odasına doğru yürürken balkonda duran biri dikkatimi çekti. Babam ellerini belinde birleştirmiş, yüzünü ağaçlara çevirmiş bir şekilde gün doğumunu bekliyordu.
Balkonun devasa kapılarını açtığımda rüzgâr yüzüme çarptı. Babamın bakışları bana doğru dönerken soğuk hava beni hazırlıksız yakaladı. Terli vücudumu korumak istercesine pelerinime sarılıp dışarıya doğru bir adım attım.
Babam, “Bir sorun mu var?” diye sorduğunda endişesini azaltmak için gülümsedim.
“Hayır.” Kollarımı iki yana açıp ona sarılmak istediğimde beni aynı şekilde karşıladı. “Sadece seni görmek istedim.” Babamın elleri sırtımı okşarken ben başımı onun göğsüne yasladım. Kuzeye geldiğimizden beri babama içten bir sarılma vermediğimi fark ettiğimde ânın tadını çıkardım.
Babam saçlarımın arasına bir öpücük bıraktığında, “Annem nerede?” diye sordum.
“Şehir merkezine gitmek için erken uyandı.” İç çekti. “Nancy ve Carla ile beraber alışveriş yapacaklar.”
Kolumun altındaki parşömenlerin düşmemesine dikkat ederek geri çekildim. “Şehir merkezi o kadar da uzak değil.” Kaşlarımı çattım. “Alışveriş için erkenden çıkmalarına gerek yoktu ki.”
Ellerimi kendi önümde birleştirdiğimde babam bir elini sırtıma koydu. “Anneni ve aldığı kararları sorgulamayı bırakalı uzun zaman oldu,” derken beni gün doğumuna doğru çevirdi.
Başımı onun koluna yaslarken gülümsedim. Babamla konuşmak için onu bir köşeye çeksem annem buna şaşırmazdı ama onun yokluğunda babamla sohbet etmek daha kolay olacaktı.
İkimiz de manzaranın tadını çıkarırken bir itirafta bulunarak, “Evimizi özledim,” dedim.
Güneyde her şey daha kolaydı. Havası kuzeye göre sıcaktı. Buz Krallığı kuzeyde olduğu için ülkenin tüm bölgeleri her zaman soğuktu ama güneyde güneş kemiklerinizi ısıtmayı başarırdı. İklimi daha ılıman, insanları anlayışlı ve güvenilirdi. Kuzeye gelmeden önce evimize yakın sahilde kardeşlerim ve arkadaşlarımla beraber geçirdiğim günler çok özeldi.
Buz Krallığı sarayının koridorlarında kaybolduğumdan beri ilk defa içim büyük bir özlemle doldu. Sıcak suya girdiğim, kumsalda koştuğum ve sevdiklerime şımardığım anlar bir bir zihnimde canlanırken yanağımdan akan bir damla yaş beni kaybolduğum düşüncelerin arasından çıkardı.
Babam, “Biliyorum,” diye mırıldanırken sesi titredi. Onun da benimle aynı şeyleri düşündüğünü fark ettiğimde sol kolumu beline dolayıp sıkıca sarıldım. Anlamsız bir söz verdiğimi bilsem de, “Yakında gideceğiz,” diyerek onu teselli ettim.
Gün doğmadan önce harekete geçmeliydim. Bu yüzden babamla arama bir adım mesafe koyarken bakışlarım bahçede ve odada dolaştı. Etrafta hiç kimseyi göremediğimde sağ kolumun altında düşme tehlikesi yaşayan parşömenleri ve mektubu yerinden çıkardım. Rulo haline getirdiğim haritayı ve haritanın yanına eklediğim notları babama uzattım.
“Senden bir ricam var.” Babamın bakışları parşömenlerin üzerinde dolaşırken, “Damon’ın baş harfinin olduğu ruloyu ona teslim etmelisin,” dedim. Bu ülke için savaştığım her an yanımda olacağını söylediğinde ona güvenmiştim.
“Haritayı ve kâğıda yazdığım notları ezberledikten sonra her şeyi yakması gerekiyor. Bu bilgiler bir başkasının eline ulaşırsa başımız derde girer.” Kenarında G harfi olan parşömeni işaret ettim. “Bu da senin için. Aynı bilgiler var ve aynı şekilde yok etmelisin.”
Babam her an odaya birinin girmesinden tereddüt ederek etrafına bakınırken, “Tüm bunlar ne?” diye sordu.
“Bunları saklamak zorundasınız.” Babamın bir elini tutup ona güven verircesine sıktım. “Bana bir şey olursa…”
Sözümü kesti. “Sana bir şey olmayacak, kızım.”
“Baba…” Gözlerinin derinliklerine baktım. “Burada yazan her şeyi tek başıma yapacak güce sahibim ve yapacağım. Ne seni ne de Damon’ı riske atmayacağım.” Babam itiraz etmek istediğinde onun konuşmasına izin vermedim.
“Bu sadece bir önlem. Eğer başıma bir şey gelirse sen ve Damon’ın hazırladığım plandan haberdar olmasını istiyorum. Yokluğumda bile plana sadık kalacağını ve benim yerime gerçekleştireceğini bilecek kadar güvendiğim başka kimse yok.”
Babam sırtını dikleştirip, “Başına bir şey gelmeyecek, Reen,” dedi.
Uzaklara göndereceğim mektubu da babama verdim. Ellerimi belime koyduğum sırada, “Bu mektubu da Damon’a vermelisin,” dedim.
“Kime ulaştırması gerekiyor?”
Bakışlarım bahçede dolaşırken gün neredeyse doğmuştu. Ares uyanmadan önce çalışma odasına dönmek ve yatağa girmek istiyordum. “Artık gitmem gerekiyor.” Kollarımı havaya kaldırıp babamın boynuna doladığımda şaşırmıştı.
Parmak uçlarımda havaya kalkıp kulağına doğru yaklaştım. “Toprak Krallığı, Prens Joseph,” diye fısıldadım. “Damon mektubu ona göndermeli.”
Babamın yanağına minik bir öpücük kondurdum. Kollarımı ondan ayırdığımda yüzünde gururlu bir ifade vardı. İsteklerimi yerine getirmek için canı pahasına çalışacaktı. Bana verdiği güven dolu bakışlar sayesinde bütün endişelerim uçup gitti.
Başımı hafifçe öne eğip kısa bir selam verdikten sonra ona arkamı döndüm. Balkondan çıkıp odanın içinde ilerlerken babamın adımı seslendiğini duydum. Başımı ona doğru çevirdiğimde kararlılıkla konuştu.
“Planını benimle paylaştığın ve bana güvendiğin için teşekkür ederim.” Parşömenleri kolunun altına sıkıştırırken, “Seni seviyorum, kızım,” dedi.
“Seni seviyorum, baba.”
Büyük bir rahatlama duygusu hissederken odadan çıktım. Koridorlarda karşılaştığım her kişi bana reverans yaparken tebessüm etmekle yetindim. Ares’in çalışma odasının önüne geldiğimde muhafızlar kapıyı açtılar.
Düşüncelere dalmış bir halde odaya girdiğimde bana doğru yürüyen Ares’le karşılaştım. Başımı yukarı kaldırırken yürümeyi bıraktım. Ares yanıma yaklaşıp ellerini kollarıma yerleştirirken, “Neredeydin?” diye sordu.
Dağınık saçları ve şiş gözleri yeni uyandığını gösteriyordu. Kollarımı onun boynuna dolarken, “Erken uyanınca kütüphaneye gittim,” diye mırıldandım. Ares başını aşağı doğru eğince dudaklarına minik bir öpücük bıraktım.
“Son zamanlarda kütüphanede çok fazla vakit geçirdiğini duydum.”
Tek kaşımı kaldırdım. “Benimle ilgili rapor mu alıyorsun?”
Ares bir kolunu belime dolayıp ayağımı yerden keserken, “Hayır,” diye mırıldandı. Burunlarımız birbirine değerken kokusunu içime çektim. “Bu sarayda hiçbir şey gizli kalmaz. Bilmek istemesen bile birileri gelip her şeyi anlatır.”
“Biliyorum.” Alnına düşen saçları geri çekerken dudağının kenarını öptüm. Ares’in tek koluyla bedenimi kendine doğru kolaylıkla çekmesi dikkatimi dağıttı. Bacaklarımın arası beklentiyle sızlarken, “Seni özledim,” diye fısıldadım.
Ares yüzünü okşadığım elimi tuttu ve dudaklarına doğru götürdü. Mürekkep lekesi olan parmaklarımı öperken, “Ne okuyorsun?” diye sordu.
“Dünya tarihi.” Arşivden gizlice aldığım belgeleri düşünürsek yalan sayılmazdı. “Okurken notlar almayı seviyorum.”
“Bir gün çalışırken seni izlemek istiyorum.” Ares yüzüme düşen saçları geri çekti. “Okuduğun kitaba odaklandığın ve bir yandan notlar aldığın o an nasıl gözüktüğünü merak ediyorum.”
Ares çenemi hafifçe tutup başımı yukarı kaldırdı. Buz mavisi gözlerine bakarken zihnimden yüzlerce düşünce geçti. Eğer kadın ve çocuk ticareti yapan bir adamla işbirliği içindeyse onun yüzüne bir daha nasıl bakacağımı, sarılacağımı ve dudaklarını öpeceğimi bilmiyordum.
Kalp atışım hızlandığında Ares, “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Bana her baktığında parlayan buz mavisi gözlerinde kötülük aradım ama orada sadece sevgi vardı. Yüzünü şüpheyle incelerken bir elim boynundan göğsüne doğru indi. Bakışlarımı kaçırırken, “Geleceği,” diye fısıldadım.
“Reen.” Bana bu şekilde seslendiğinde kalbimdeki tüm buzlar eriyordu. “Bana bak.” Yüzümü kendine doğru çevirdi. “Endişelenmene gerek yok.” Sert bir ses tonuyla, “Her şeyi çözeceğim,” dedi.
“Biliyorum.” Başımı onun çıplak göğsüne yasladığımda Ares, “Bana güven,” dedi.
Saçlarımı okşamaya başladığında asıl sorunun ona güvenmek olduğunu söylemedim. Ona o kadar güveniyor ve inanıyordum ki beni kandırması çok kolaydı. Bunca yıl ülkem için kusursuz bir savaş verdikten sonra bir aşk uğruna her şeyi mahvetmekten korkuyordum.
Başımı yukarı kaldırıp Ares’in yüzüne doğru yaklaştım. Ellerimi boynuna dolayıp ensesini yavaşça okşarken dudaklarını sertçe öptüm. Ares bir an şaşırsa da bana uyum sağlayıp öpücüğü derinleştirdi. Sanki son kez öpüyormuş gibi onu içime çektim.
Düşüncelerimin hepsi dağılırken nefessiz kalana kadar öpüştük. Geri çekildiğimde altdudağımı dişlerimin arasına alıp gülümsememi bastırmaya çalıştım. Ares belimden tutup beni havaya kaldırırken kulağıma doğru, “Sonum olacaksın,” diye fısıldadı.
Beni yere düşürmesinden endişelenmiyordum ama yine de kollarımı sıkıca boynuna doladım. Onu mümkün olduğu derece yakınıma sokarken kısa saçlarını okşadım. Ares benimle beraber yatağın kenarına geldikten sonra hafifçe geri çekildi.
Pelerinimin ipini tek eliyle açıp yere düşmesini sağladı. Beyaz elbisemin düğmelerini sırayla açarken bakışlarını bir an bile vücudumdan ayırmadı. Gün ışığında parlayan beyaz tenimi incelerken korsemin ipleriyle uğraştı.
Tüm düğmeleri ve ipleri açtığında beni yatağa oturttu ve korseyle elbiseyi üzerimden çıkardı. Önüme gelen saçları sırtıma doğru itip beni iştahla seyretmeye başladığında iç çamaşırlarımdan kurtuldum.
Yatağın ortasına doğru geri geri ilerlemeye çalışırken Ares ayak bileğimden yakaladı. Başını sağa sola sallarken, “Hayır,” diye mırıldandı. Beni yatağın kenarına çekerken, “Burada kalacaksın,” dedi.
O ayakta dururken ben hemen önünde oturuyordum ve onun iri bedeninin yanında çok küçük kalmıştım. Ares çıplak bedenimi baştan aşağıya inceledikten sonra bakışları yüzümde kaldı. Bana doğru eğilirken bir elini boğazıma doladı. Dudaklarımı sertçe öptüğünde ona dair şüphe dolu tüm düşüncelerim uçup gitti.
Ares aklımı başımdan alırken kendimi ona emanet ettim. Her bir dokunuşu tenimi alev alev yaptığı sırada korkularımın boşa olduğunu anladım. Beni tutkuyla öperken gözlerindeki duygu yoğunluğu ve dokunuşlarındaki sevgi her şeyi açıklıyordu.
Ares, iyi bir adamdı.