İçeriğe atla

Buz Krallığı 2

20/26 · KAHRAMAN

0%

20. bölüm · 23dakika

KAHRAMAN

Buz Krallığı 2 — Sena Nur Işık

BÖLÜM 19: KAHRAMAN

MEGAN

Hayatım boyunca toplumun büyük bir kısmından farklı düşündüğüm için dışlanmıştım. Fikirlerimi duyan insanların tepkileri bana kendimi kötü hissettirmişti. Eve gelen misafirler, çocuklarını benden uzak tutmaya başladıklarında onlara çok kızmıştım. Her geçen gün biraz daha yalnız kalırken ailemin yanımda olduğunu sanmış ama yanılmıştım.

Haklarını savunmaya çalıştığım kadınlar beni kötükledikleri sırada, annemin bana destek olmasını beklemiştim. Benim düşüncelerimin arkasında durmayı seçmediğinde bile insanların beni hor görmesine izin vermemeliydi ama Rachel Sheran her zaman önemsiz insanların hakkımızdaki düşüncelerine takılı kalan biriydi.

Toplumun gelenek ve göreneklerine aykırı hareketler yaptığınızda insanlar sizi yaralayabilirdi. Herkesten farklı olduğunuz için acımasız sözler edebilir, canınızı yakacak davranışlarda bulunabilirlerdi. İnsanoğlu her türlü zorluğun üstesinden gelebiliyordu fakat tüm o yaraları alırken sevdiği insanların neler yaptığını asla unutamıyordu.

Annemin düzenlediği bir çay partisine korse takmadan gittiğimde evimize gelen kadınların beni nasıl yargıladığı önemsizdi. Onların düşüncelerini umursamıyordum. Fakat o kadınlar beni eleştirirken annemin gözlerinin içine bakarak beni savunmasını beklediğimi hatırlıyordum. Kızına sahip çıkmasını isterken onun da beni diğerleri gibi hor gördüğünü bilmek telafi edilemeyecek hasarlar bırakmıştı.

Damon’la yakınlaşmadan önce yalnızca gözlerime bakarak ruhumu okuyan ve neler hissettiğimi anlayan tek insan vardı: Babam. Günün büyük bir kısmında evde olmazdı. Bazen haftalarca süren iş seyahatlerine çıkardı. Evde olduğu zamanlarda ise gerektiğinde benim için eşini karşısına alırdı.

Babamın yokluğunda annemin yönettiği evimizde her geçen gün yalnızlaşan bir genç kız olarak yaptığım şeyler sınırlıydı. Ormanda yürüyüşe gider, hançerlerle çalışır ve saklanırdım. Bir köşede kitap okurdum çünkü kitaplarım beni yargılamazlardı.

Damon’la yollarımız kesiştiğinde düşündüğüm kadar yalnız olmadığımı anlamıştım. Benimle aynı şekilde hisseden başka insanların varlığını öğrenmek beni çok mutlu etmişti. Her günümü onunla geçirmeye başladığımda ve birbirimize tüm sırlarımızı açtığımızda yakın arkadaş olmuştuk. Annem bir erkekle dost olduğum için çok kızmıştı ama onu sinirlendirmek bir zamanlar en büyük hobimdi.

Damon, beni kuleden kurtaran beyaz atlı prensti.

Hiç kimsenin oyun oynamak, sırrını paylaşmak, beraber görülmek istemediği o kızı saklandığı köşede bulmuş ve elinden sıkıca tutup çıkarmıştı. Bana karşı yargılayıcı sözler söyleyen insanlar bir yana, gözünün ucuyla kötü bir bakış atan birini gördüğünde bile haddini bildirmişti.

Herkesin isteklerini yerine getiren, insanların onayını kazanmak için karakterinden ödün veren, düşüncelerini ve duygularını saklayan biri olduğunda sevilmek basitti ama ben hiçbir zaman kolay biri olmamıştım. Beni sevmek zahmetliydi, çaba isterdi.

Damon bunu başarmıştı. Hiç kimsenin yanında istemediği o kızı sevmişti.

İnsanların düşünceleri kim olduğumuzu belirlemezdi ama biri tarafından görüldüğünü hissetmek önemliydi. Kalabalıkların arasında bir çift gözün sizi fark etmesinin ruhunuza kattığı değer ve güven pahabiçilemezdi. Herkes size sırtını dönerken elinizi sıkıca tutan birine sahip olmak dünyadaki en büyük zenginlikti.

Damon beni görmüştü. Her anlamda hayatımı kurtarmıştı. Beni derin bir bataklıktan çıkarıp bir yaşam sunmuştu. Yıllar boyunca her sorunda birbirimize koşmuş, sıkıca sarılmıştık. Her savaşta sırt sırta vermiştik. Birimizin ayağı takıldığında diğeri yere düşmeden onu yakalamıştı. Hatalarımıza rağmen dostluğumuz sarsılmamıştı.

Şimdi ise… Her şey değişmişti.

Hector’un işyerini kundaklamak için yola çıkmıştık. Ağaçların arasında önümüzden ilerleyen Tony’nin peşinden gidiyorduk. Damon’la yan yana at sürmemize rağmen aramızda hiç aşamayacağımı hissettiğim bir mesafe vardı. Bana bakışları Buz Krallığı’nın en acımasız dağlarından bile daha soğuktu.

Buz Sarayı’na geldikten sonra veliaht prensle nişanlandırıldığımda çok yalnız hissetmiştim. Damon yanımda değildi. Arkadaşlarım yoktu. Kitap Kulübü’nden uzaktaydım. Annem beni korumamış, kardeşlerim sessiz kalmış ve babam ilk defa beni gözden çıkarmıştı. Birinin bana yardım etmesine ihtiyacım yoktu, tek başıma da savaşırdım ama sevdiklerimin yanımda olduğunu bilseydim bu bana daha fazla güç verirdi.

Tüm bunlar yaşanırken bencilce davranmıştım. Kendime o kadar çok odaklanmıştım ki Damon’ın da sarayın dışında yalnız kaldığını yeterince düşünmemiştim. Aslında ikimiz de olayların arasında kaybolmuştuk ve her yerde birbirimizi aramıştık. En çok ihtiyacımız olduğu anda yıllardır yanımızda olan kişileri bulamadığımız için hayal kırıklığı yaşamıştık.

Damon’ın kızgınlığını ve kırgınlığını anlıyordum. Benim saraydan çıkmak ve hiçbir zaman evlenmek istemediğimi biliyordu. Arkadaşım sarayın dışında beni kurtarmak için çırpındığı sırada ben hayatıma devam etmiştim. Damon kalbimi kazanmak için benimle, yanımda durabilmek için toplumla savaşırken ben, o kalbe başka bir adamı kolayca alabildiğim için kızgındı.

Hatalarım, ihanet kokuyordu.

Damon, Ares’e âşık olduğumda onu sevmeyi bıraktığımı sanıyordu. Onu her geçen gün daha fazla sevdiğimi ve son nefesime kadar benim en yakın arkadaşım olacağının farkında değildi. Bu benim suçumdu. Ona olan sevgimi en doğru haliyle yansıtamadığım için canı yanıyordu.

Arkadaşlığımızı bitirmeye çalışan uçurum her saniye daha da büyüyor, Damon benden biraz daha uzaklaşıyordu. Onu ne kadar çok sevdiğimi unutmuş olabilirdi ama bunu sorun etmiyordum. En yakın arkadaşımı tekrar kazanmak pahasına o uçurumdan düşmeyi göze alacaktım.

Hector’un mekânına yaklaşırken, “Emma nasıl?” diye sordum.

Damon bakışlarını karşıdan ayırmadan, “Üzgün,” diye mırıldandı. Sahte ölüm haberi yayarak sevdiklerimi mahveden adama âşık olduğum ve ondan çocuk yaptığım için benimle tavırlı bir şekilde konuşuyordu. Ne diyebilirdim ki? Konu hayal kırıklığı olduğunda hislerimiz aynıydı.

“Kitap Kulübü’nde işler nasıl gidiyor?”

“Charlotte son zamanlarda dengesiz davranıyordu.” Damon atın yularını daha sıkı tutarken, “İlk zamanlar senin ölümünün onu sarstığını sandım ama başka bir şeylerin olduğunu hissediyorum,” dedi. “Senin hazırladığın planı uygularken onları takip etmeye fırsat bulamadım.”

“Hangi anlamda…” Kaşlarımı çattım. “Dengesiz davranıyor?” Kitap Kulübü’nün yöneticisi Charlotte yüzlerce kadın ve çocuğun hayatını kurtaran bir kadındı. Kararları her zaman mantıklı olmayabilirdi ama bu onun başarısını eksiltmezdi.

Tam sorumu cevaplamak üzereyken, “Ah!” dedi. Aklına yeni bir şey gelmişti. “Abigail öldü, Reen.” Matthew’un mekânından ayrıldığımızdan beri ilk defa bana doğru döndü ve gözlerimin içine baktı. “Ama o gerçekten öldü.”

Ares’in sahte ölüm planına gönderme yapması dikkatimi çekse de sessiz kaldım. Damon, Ares’e olan kızgınlığını farkında olmadan benden çıkarıyordu. Onun gözünde kötü bir adamla evlendiğim ve ondan hamile kaldığım için o adam kadar hatalıydım.

“Ben…” Dudaklarımı yaladım. “Üzgünüm.” Abigail çok yaşlıydı. “Doğal bir ölüm müydü yoksa…” derken Damon, “Doğal,” diyerek hızla cevap verdi. Abigail’le her zaman birbirimize karşı mesafeli durmuştuk. Onu çok iyi tanımıyordum ama öldüğü için de üzgündüm.

Tony, “Geldik,” dediğinde başımı ona doğru çevirdim. Kasabanın sınırına yaklaştığımızı fark ettiğimde atımı yavaşlattım. Bir ağacın yanında attan inip yularını geniş bir dala bağladım.

Damon, Ares’in beyaz atına doğru yaklaşırken, “At onun mu?” diye sordu.

“Evet.” Bir kraliyet atı diğer atların yanında hemen dikkat çekiyordu. “Dağ evinden kaçmadan önce onlara ait her şeyi aldım.” Atı okşadıktan sonra belimdeki hançerleri işaret ettim. Prens Darion’ın kabzası altın kaplama olan hançerini yerinden çıkarıp arkadaşıma uzattım.

Damon ona verdiğim hançeri alırken, “Özel bir parça mı?” diye sordu.

“Birazdan öğreneceğiz.” Ares’in belimdeki hançerine elimi yaslarken, “Altın kaplama olduklarında hedefi daha iyi vuruyor olmalılar,” derken göz kırptım. Damon gülümsediğinde midemde kelebekler uçuştu. İçimde onun sevgisini tekrar kazanacağıma dair bir umut yeşerdi.

Arkadaşım hançeri parmaklarının arasında çevirmeye çalışırken, “Kabzası gereğinden fazla ağır,” dedi. Havada hançeri birkaç kez savurdu. “Keskin gözüküyor.” Damon hançeri belindeki kına yerleştirdiği sırada Tony’nin arkasında bir hareketlilik hissettim.

Bakışlarımı ağaçların sık olduğu yere çevirdim. Beyaz bir gölge ağacın arkasından geçtiğinde gözlerimi kıstım. Uzağı görmek gittikçe zorlaşıyordu ama orada bir hayvanın olduğuna emindim. Ulumasını son zamanlarda sıklıkla duyduğum bu hayvan, bir kurt ya da köpek olabilirdi.

Damon, “Sorun ne?” diye sorduğunda dikkatimi ona verdim.

“Bir kurt gördüğümü sandım.” Göğsümün tam ortasında bir huzursuzluk vardı.

Tony, “Dün gece ormandan uluma sesleri geliyordu. Kışın yiyecek için kasabalara yaklaşıyor olabilirler,” dedi. Hamile halimle at üstünde yolculuk yaptığım ve Damon’la duygusal anlamda yorucu anlar geçirdiğim için dün gece derin bir uykuya dalmıştım. Tony’nin bahsettiği sesleri duymamıştım.

Damon umursamayarak, “Hadi! Gidelim,” dediğinde onun peşine takıldım. Ormanın sınırından kasabaya geçerken sağımda Damon solumda ise Tony vardı. Onlarla beraber ilerlemek beni güçlü hissettirirken iki kardeşi birden bir intikam planının peşinden sürüklediğim için pişmanlık duydum.

“Teşekkür ederim.” Kelimeler ağzımdan bir anda döküldü. “Yanımda olduğunuz ve ben burada değilken bile…” Damon cümlemi bitirmeme izin vermedi. O, “Bu teşekkür etme saçmalığını dinlemeyeceğim, Reen,” derken Tony, “Kardeşim haklı,” diye ekledi.

Damon, Tony’nin sözüne gözlerini devirdiğinde tebessüm ettim. Aralarındaki sorunu çözmüş olsalar da birbirlerine mecbur kaldıkları çok belliydi. Hiçbir zaman iyi bir abi-kardeş ilişkisine sahip olmamışlardı.

Tony, “Sen de bizim için aynısını yapardın,” dedi. Bir kolunu omzuma atıp beni kendine çekti. “Biz sıradan arkadaşlar değiliz. Aileyiz, Reen.”

Damon abisinin eline sertçe vurdu. “Onun bir kraliçe olduğunu unutma!”

“Özür dilerim.” Tony kolunu omzumdan çekerken bir suçlu gibi ellerini havaya kaldırdı. “Beni sarayın zindanlarına atma, majesteleri.” Önümde reverans yaptığında gülümsedim.

Tony’nin koluna hafifçe vurup yola devam ettiğimiz sırada Hector’un işletmesinin önünde hiç kimseye göremediğim için kaşlarımı çattım. Öğleden sonra geldiğimiz bu yerde birilerinin olması gerekiyordu. Elimi belimdeki hançerlere yakın tutarak gözlerimle etrafı taradım. Damon ve Tony’ye, “Bir terslik var,” derken tetikte kaldım.

Üç katlı binanın bir duvarına sırtımı dayadığımda arkadaşlarım beni taklit ettiler. Damon pencereden içeriye baktığında, “Hiçbir hareketlilik yok,” dedi. Bu tarz mekânlar çoğunlukla bu saatlerde akşamki eğlenceye hazırlık yaparlardı.

Tony, “Bir süredir bu adamın işyerlerini kundaklıyoruz. Hector, çalışanlarını ve müşterilerini korumak için mekânları boşaltıyor olabilir,” dediğinde söylediklerine gülmemek için kendimi zor tuttum.

Damon abisini tersleyerek, “Sence Hector insanları düşünen biri olsaydı işletmelerine zarar verir miydik?” diye sordu. Abisi kardeşinden saygı beklercesine baktığında ikisinin atışmasını görmezden geldim.

“Bizi istiyor.” Mekânın sağ tarafına doğru geçerken beni takip etmeleri için elimi havaya kaldırdım. “Bu yüzden bir pusu kurmuş olabilir.” Binanın arka bahçesine doğru ilerlerken kıyafetime takılan dikenli dalları kenara ittirdim.

Bahçedeki masaların üstüne dizilmiş sandalyeler ve sandalyelerin üzerindeki karlar birkaç gündür buraya hiç kimsenin gelmediğini gösteriyordu. Yerdeki yapraklar temizlenmemiş ve masalar silinmemişti. Köşedeki çöp kutuları doluydu.

Tony, “Bu mekân artık işletilmiyor olabilir mi?” diye sorduğunda arka kapının yanına gelmiştim. Kilidi incelerken başımı olumsuz anlamda salladım. “Kilidin bu soğukta buz tutması gerekirdi.”

Damon yanıma yaklaştığında, “Terk edilmiş bir işyeri havası vermeye çalışmışlar ama…” derken bana baktı. Ben âşık olup evlenmeden ve kraliçe olmadan önce sırt sırta vererek dövüştüğümüz zamanlardaki gibi gülümsedi. “Bizi yakalamak istiyor.”

Tony etrafı kolaçan ederken, “Nereye saldıracağımızı bilmediği için tüm mekânların işletmesini durdurmuş olmalı,” diye fısıldadım. “İçeriye adamlar yerleştirip bizi yakalamaya çalışacak. Bu yüzden asla ayrılmıyoruz.”

Eğer benim işletmelerime bir sırayla saldırsalar ve hepsini ateşe verip yok etmeye çalışsalar ayakta kalan diğer işletmeleri boşaltır, kundaklamayı yapan adamları yakalamak için pusuda beklerdim. Hector’un da benim gibi düşüneceğini biliyordum. Büyük ihtimalle içerisi bizi avlamak isteyen adamlarla doluydu.

Tony, “Sessizlik hoşuma gitmedi,” derken Damon hançerin sivri ucuyla kilidi açmaya çalışıyordu. Bir kundaklama yapmadan önce içeride hiç kimsenin kalmadığına emin olmalıydık. Her bir odayı tek tek gezmeli, birileri varsa onları dışarı çıkardıktan sonra mekânı ateşe vermeliydik.

“İçeride onun adamları varsa dışarıdan ateşe verelim.”

Damon, “Bu kadar korkak olma abi,” dediği an kilit açıldı. Kapının kulpunu sıkıca tutarken, “Hançerleri adamların kalplerinin ortasına sapladığından emin ol,” dedi. “Ve Carla’nın seni öldürmesini istemiyorsan, sakın ölme!”

Tony daha gençken asker olmak için subaylık eğitimi veren iyi bir okula gitmişti. Okulda geçirdiği iki yılın sonunda kolundan sakatlanmıştı ve kolunun iyileşme ihtimali varken okula devam etmekten vazgeçmişti çünkü subaylığın aslında kendisinin değil babasının hayali olduğunu fark etmişti. Dövüş sanatında başarılı bir adamdı ama evde onu bekleyen bir karısı ve bebeği varken korkması doğaldı.

Tony yıllar önce iyileşen ve eskisinden bile daha sağlam olan kolunu kapıya yasladığında Damon önden, ben hemen arkasından içeri girdim. Belimdeki kından Ares’e ait süslü bir hançer çıkarıp sıkıca tuttum. Buranın günlerdir kapalı olmadığına artık emindim. Mekânın içi havasız değildi. Buraya bizden önce birileri gelmişti.

İlk katın tamamını kontrol ettikten sonra üst kata çıkan merdiveni tırmandık. Basamaklarda peş peşe ilerlerken Damon, “Orada biri var,” diye fısıldadı. Hector’un adamları yeterince akıllıysa bizim geldiğimizi çoktan anlamış olmalılardı. Hiç sessiz değildik.

Damon özel odalardan birine girerken ben ve Tony kapıda bekledik. Bir kemiğin kırılma sesini duyduğumda hemen odaya geçtim. Damon adamın birine dirseğiyle vurup hançerini göğsüne sapladıktan sonra onu yere serdi. Kıyafetinde tek damla kan lekesi yoktu. Baştan aşağıya kusursuz gözüküyordu. Bir adamın temiz dövüşmesi ilgi çekiciydi.

Tam iki odada dört tane adam bulup onları da devirdikleri sırada ben pek bir şey yapmadım. Bir bebek taşıdığım için geri planda durmamı istemişlerdi ve ilk defa bana emir veren adamların sözünü dinliyordum. Arkadaşlarım dövüşürken ben başka bir yerden gelebilecek saldırıya karşı onları koruyordum.

Üçüncü kata çıktığımızda Doman ve Tony iki ayrı odaya ayrıldılar. Koridorda onları beklerken başka bir odadan çıkan adam yüzünde acımasız bir gülümsemeyle üzerime doğru yürümeye başladı. Elinde tuttuğu uzun hançeri bana doğrultarak geldiğinde dövüşmeye hazırdım. İlk hamleyi ondan beklediğim sırada havada süzülen bir hançer adamın kalbinin tam ortasına saplandı.

Hançerin geldiği yöne doğru döndüğümde Damon’la karşılaştım. Ukala bir tavırla gülümserken, “Önemli değil,” dedi ve göz kırptı. İşime karışarak güzel bir dövüşe engel olduğu için onunla tartışmayı düşünürken aşağı katlardan gelen bir ses duydum.

Hançeri belimdeki kına koyarken merdivenin korkuluğuna doğru ilerledim. Ellerimi küpeşteye yaslarken başımı aşağıya doğru uzattım. İlk kattan yükselen alevler dikkatimi çektiğinde endişeli bir ses tonuyla, “Mekânı yakıyorlar,” diye fısıldadım.

Koridorda arkamı kollayarak yanıma gelen Damon, “Buradan hemen çıkmalıyız!” diye emrettiğinde aklımda sadece bir şey vardı: Koşmak. Bebeğimi kurtarmak için merdivenden hızla inip evden ayrılmak zorundaydım ama Tony odalardan birinde dövüşürken onu yalnız bırakamazdım.

Seslerin geldiği odaya doğru yöneldiğim sırada Damon beni kolumdan yakaladı. “Dur!” Onu umursamadığımda beni çekiştirdi. “Megan! Dur!” Beni merdivene doğru sürüklerken, “Ben Tony’e yardım edeceğim. Sen hemen bu yerden çık!” diye bağırdı.

Kalbimin sesi kulaklarımda atarken onu duymakta zorluk çektim. Göğsümde yükselen korku bedenimi ele geçirirken kanımda dolaşan adrenalin yüzünden ne yapacağıma karar veremiyordum. Onları bu mekânın içinde yalnız bırakamazdım.

Damon, “Beni duyuyor musun, Reen?” dediğinde dudaklarını okudum. “Koş!”

Damon ve Tony şu âna kadar kendi başlarının çarelerine bakmışlardı. Ben yokken planıma sadık kalarak mekânları kundaklamışlardı. Bana ihtiyaçları olmadıklarına kendimi ikna ettikten sonra en yakın arkadaşıma başımı sallayarak cevap verdim. Onunla vedalaşmadan arkamı döndüm ve koşarak merdivenlerden inmeye başladım.

Damon’la vedalaşmadım çünkü buradan çıkacaklarına emindim.

Bir alt katı geçip çıkışın olduğu kata inerken alevler, mekânı ayakta tutan ahşapları yakıyordu. Eğer Damon ve Tony hızlı olmazlarsa üst katlar, ilk katın üzerine yıkılacak ve bu işletme yerle bir olacaktı.

İlk önce içeriye girdiğimiz arka kapıya doğru koştum ama koridoru saran duman yüzünden önümü görmek zorlaştığında yönümü değiştirdim. Yaşaran gözlerimi silerken bir kolumu yüzüme yasladım. Ağzımı ve burnumu kapatarak dumandan korunmaya çalışırken ön kapıya doğru ilerledim.

Alevler arkamda kaldığında ateşin bizim girdiğimiz kapının yanındaki odalarda başladığını anladım. Ön kapıya yaklaştıkça odalardan dağılan alevler ve dumanlar azalıyordu. Buradan çıkmamız için tek şansımız olan ön kapıya ulaştığımda temiz havayı içime çekme heyecanıyla hızlandım.

Tam kapının kulpuna uzandığım sırada biri koluma bir tekme geçirdiğinde dudaklarımdan acı dolu bir inleme çıktı. Bedenimi korumaya çalışarak bana saldıran adama doğru döndüm. Sağ elimi yüzümden çektiğimde dumanların arasında duran iri adamla göz göze geldim.

Kabzasını sıkıca tuttuğu hançeri bana doğru savurduğunda boyumun avantajını kullanarak dizlerimi büktüm ve aşağıya eğildim. Belimden bir hançer alırken sağ yumruğumu adamın karnına geçirdim. Adam vuruşumdan etkilenmeyip bileğimi yakaladığında ayağa kalktım. Hançerini koluma saplamak üzereyken sol bacağımı ona doğru savurdum ve hançeri tutan eline tekme attım.

Hançeri yere düştüğü için sinirlenen adam kolumu kırmak istercesine geriye doğru çevirdiğinde canım çok yandı. Kendi bedenimin etrafında dönerek kolumdaki acıyı azaltmaya çalıştım. Hiç vakit kaybetmeden hançerimi ters çevirip arkamda duran adamın karın boşluğuna sapladım.

Kolumu çekiştirdiğimde adamın sıkı tutuşundan kurtuldum. Beni bıraktığı için şanslı olduğumu sanarken adam karnındaki yarayı umursamadan saçlarımı yakaladı. Buraya gelmeden önce örmediğime pişman olduğum saçlarımdan kuvvetle çekip beni yere fırlattı. Saç diplerimden başlayan acıyı tüm bedenimde hissederken adamdan uzaklaşmaya çalıştım ama adam ayak bileğimden yakalayıp beni çekiştirmeye başladı.

Beni ön kapının yanındaki odaya doğru sürüklediğinde kollarımı zemine yaslayıp yerden destek alarak kalkmayı denedim ama adam hem çok güçlü hem de hızlıydı. Beni birkaç saniye içinde odaya çektiğinde içimden onu öldüreceğime dair yeminler ettim. Bana saldırabileceği pozisyonları düşünürken adam beni şaşırtan bir hamle yaparak ayak bileğimi bıraktı.

Sırtüstü döndükten sonra oturur pozisyona geçerken bacaklarımı kendime doğru çektim. Yavaşça ayağa kalkarken bakışlarımı düşmanımın üzerinden ayırmadım. Adamın bir sonraki hamlesini anlamaya çalışırken o, elini karnındaki yaraya bastırmıştı. Bedenimi süzerken başını sağa solladı ve birkaç şey fısıldadı. Ne dediğini duyamadığım sırada aramızdaki iki adımlık mesafeyi süzdü ve aniden arkasını dönüp odadan çıktı. Beni burada bırakacağını anladığımda peşinden koştum ama çok geç kaldım. Pelerinim ayağıma takılıp tökezlememe sebep olduğunda adam kapıyı üzerime kapatıp kilidi çevirdi.

Kapının kulpunu defalarca kez indirdim ama kapı açılmadı. Bir anlık öfkeyle yumruğumu kapıya geçirdiğimde bileğimden omzuma doğru bir acı yükseldi. Şerefsiz herif beni odaya hapsettiği için çıldırmak üzereydim. Tüm bu adamların beni bir yere kapatma hevesinden çok sıkılmıştım.

Sırtımın hissettiği sıcaklığa ve burnuma gelen duman kokusuna doğru yavaşça döndüğümde görmekten korktuğum manzarayla karşılaştım. Odadaki eşyalar alev almıştı. Yanılmıştık. Hector bizi yakalamak istemiyordu. Öldürmek istiyordu. Kundakladığımız mekânla beraber beni ve arkadaşlarımı yakacaktı.

Hayatımın hiçbir döneminde ölümden korktuğumu hatırlamıyordum. Gün sonunda hepimiz ölecektik. Kadınlar için verdiğim bu mücadelede hayata gözlerimi yumarsam büyük bir onur yaşardım. Bu yüzden yola korkmadan devam ediyordum. Bir amacınız olduğunda savaşmak ve sonuna kadar gitmek çok kolaydı.

Ares beni idam sehpasına çıkardığında korktuğum şey ölmek değildi. Eğer beni öldürmezse ondan alacağım intikam yüzünden içine düşeceğimiz durumdu. Onu artık eskisi gibi sevememekten, bebeğimi ve ailemi koruyamamaktan, arkadaşlarımı yalnız bırakmaktan korkuyordum.

Ölümü ciddiye almıyordum ta ki bir odada alevlerin içinde kapana kısılana kadar…

Geniş odada gittikçe büyüyen alevler bana doğru yaklaşırken pencere arayışıyla etrafı inceledim. Koltuğun arkasında büyük bir pencere vardı ama her yeri alevler sardığı için oraya gitmem imkânsızdı. Odada başka bir pencere göremediğim sırada tüm eşyalar eski ahşaptan olduğu için yangının hızla yayıldığını fark ettim. Buradan çıkmam için çok az zamanım vardı yoksa yanarak ölecektim.

Bakışlarım istemsizce karnıma giden elime kaydığında içimde büyüyen bebeğin varlığı bana güç verdi. Bir hışımla arkamı dönüp odanın kapısına yumruklarımı geçirerek bağırmaya başladım.

“Damon!” En yakın arkadaşımın ya da abisinin sesimi duyacağını umut ederek defalarca kez aynı ismi tekrarladım. “Damon!” Belimden iki büyük hançer çıkarıp kapıya geçirirken çığlık atıyordum.

“Damon!” Odanın içine yayılan alevler yüzünden alnımdan terler akarken, “Tony!” diye kükredim. “Beni buradan çıkarın!” Gelişigüzel yumruklarımı kapının her yerine geçirirken duman gözümü ve boğazımı yaktı.

Hançerlerin kalın ahşabı geçemeyeceğini anladığımda kapıyı kırabilecek büyük bir eşyaya ihtiyacım olduğunu anladım. Telaşla arkamı dönüp odada bir şeyler bulmak istedim ama alevlerin bana çok yaklaştığını gördüğümde donakaldım. Eşyaların çoğu yanmıştı ve kapıyı açabilecek bir eşyaya ulaşmam imkânsızdı.

“Buradayım!” Yanağımdan akan yaşlarla çığlık atarken, “Damon!” dedim. “Buradayım!” Beni bırakıp gitmiş olamazlardı. Bu yerde yanarak ölmek istemiyordum. Arkadaşlarımın yakınlarda olmaları için tanrılara dualar ederken elimde sıkıca tuttuğum hançerin kabzasını kilide vurmayı akıl ettim.

Bedenimden topladığım tüm güçle Ares’ten çaldığım hançerin ağır kabzasını kapının kulpuna vurdum. Demir kulp sarsıldı ama yerinde aynı şekilde kaldı. Aynı hareketi üst üste tekrarlarken, “Damon!” diye bağırmaya devam ettim.

Dumanlar tavanda toplanırken gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. O kadar çok terlemiştim ki hançerleri tutmakta zorlanıyordum. Demir kabzalar terleyen avuçlarımdan kayarken gücüm yetersiz kalıyordu.

Hançerleri kınlarına geri takarken, “Damon!” dedim. “Hiç kimse yok mu?”

Kapıya yumruklar attıktan sonra başka bir fikirle iki adım geri çekildim. Belimden aldığım güçle kapıya tekme attım. Kapının pervazlarında bir hareketlilik oldu ama hiçbir şey değişmedi. Kilit ters taraftaydı. Kapının açılması için odanın dışından vurulması gerekiyordu.

Ayak bileğime yakın bir noktada bir yanma hissettiğimde hızla arkamı döndüm. Pelerinimin ucunun tutuştuğunu fark ettiğimde telaşla ipini açmaya başladım. Parmaklarım birbirine dolanırken yanıyordum. “Damon!” diye çaresizce çığlıklar atarken diğer yandan pelerini çıkardım ve ağır kumaşı alevlerin arasına atarken bir küfür savurdum.

“Megan!”

Kapının ardında en yakın arkadaşımın sesini duyduğumda yanağımdan akan yaşlar hızlandı. “Damon!” O kadar çok bağırdım ki duman yüzünden kuruyan boğazım yırtıldı. Zamanla yarışıyordum. Kapıya ellerimi yaslarken, “Buradayım!” diye ekledim.

“Siktir!” Damon birkaç kez kapıyı yumrukladığında korkuyla kenara çekildim. Alevlerle aramda çok kısa bir mesafe kalmışken, “Seni oradan çıkaracağım,” dedi. “Kilidi açacağım, Reen!”

“Vaktimiz yok!” Bir faydasının olmayacağını bilmeme rağmen kapının kulpunu hareket ettirdim. “Vaktimiz yok, Damon!” Alevler yaklaşıyordu. “Kapıyı kırmak zorundasın!”

Bugüne kadar yüzlerce adamla dövüşmüş, onlarcasını öldürmüştüm. Karşıma çıkan her düşmanı alt etmiştim. Her girdiğim savaşta olayları kendi aleyhime çevirmenin bir yolunu bulmuş, hepsinden başarıyla ayrılmıştım ama ilk defa kazanamayacağım bir savaşla karşılaşmıştım.

Alevlere dövüşemezdim. Hançerlerim yayılan ateşi durduramaz, attığım yumruklar ve tekmeler ciğerimi dolduran dumanlara engel olamazdı. Hiçbir güç beni içine almaya çalışan ve ayakparmaklarımın uçlarına ulaşmasına birkaç saniye kalan alevlerin yolunu kesemezdi.

Damon, “Kapının arkasından çekil!” diye bağırdığında ölümü düşünmeyi bıraktım. Kapının hemen yanındaki duvara sırtımı yaslayıp parmaklarımın ucunda yükseldim. Damon ilk tekmesini kapıya geçirdiğinde duvarla beraber bedenim de titredi. Odada yükselen ısı yüzünden kıyafetlerim bedenime yapışmıştı. Yüzümün yandığını hissederken sakin kalamıyordum.

Tony’nin benim ve kardeşinin adını haykırdığını duyduğumda onun mekânın dışına çoktan çıktığını anladım. Damon ve Tony mekândan ayrılmış ama beni bulamadıklarında Damon içeri geri dönmüş olmalıydı. Beni kurtarmak için yanan bir mekâna girmişti.

“Reen!” Damon bir küfür savurduktan sonra kapıyı tekmeledi. “Kapının arkasında durmadığından emin ol! Birazdan yanındayım!” Nefes almakta güçlük çektiğim sırada Damon’ın sesi beni ayakta tutan tek şeydi. Sıcaktan bayılmak üzereydim.

Tanrıya bebeğimi koruması için dualar ederken kapıdan gelen ses beni ürküttü. Bir parça kopup alevlere doğru uçtuğunda başımı sola çevirdim. Damon’ın tekmesi sayesinde kapının tam ortası parçalanmıştı ama oradan çıkmam imkânsızdı.

Damon kilide tekme atmayı bırakıp parçalanan ahşaba saldırırken nefes nefese bir halde, “Çok az kaldı!” diye mırıldandı. Benimle mi yoksa kendisiyle mi konuştuğunu bilmiyordum. Güç toparlayabilmek için kendi kendine konuştuğunu varsaydım.

Yalnızca iki tekme sonrasında kapıda koca bir yarık oluştu. Ayağımdaki çizmelerin ucu tutuşmak üzereyken Damon beni bileğimden yakaladı. Yarıktan geçmem için beni çekiştirdiğinde peşine takıldım. Beni takip eden alevlerden kaçarken kurtulacağımıza dair umudum arttı. Ben duman yüzünden önümü göremediğim sırada Damon yolu bulmayı başardı.

Temiz havaya adım attıktan beş adım sonra ayakta duracak gücüm kalmadı. Damon bileğimi bıraktığında dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimi soğuk toprağa bastırdım. Alevler sayesinde kızardığına emin olduğum yüzümü serin çimlere gömmek istiyordum. Tony’nin arkadan bir şeyler söylediğini duysam da kulaklarım o kadar çok uğulduyordu ki ne dediğini anlamıyordum.

Ciğerlerime dolan dumandan kurtulmaya çalışırken peş peşe öksürdüm. Temiz havaya kavuşan bedenim sarsılırken yanağımdan yaşlar akıyordu. Yanımda birilerinin olduğunu hissediyordum ama gerçekliğe dönemiyordum. Rüzgâr estikçe soğuk hava bedenimdeki ısıyı dengeliyordu.

Kendimi kastığım için gerilen bedenimi rahatlatmak umuduyla yere oturdum. Sık sık nefes alarak zehirlenmeye engel olmaya çalıştım. Sırtımı toprağa yasladığımda başım çimenlerin aralarındaki taşlara değdi ve adamın çektiği saç diplerim acıdı ama ölümün kıyısından döndükten sonra hiçbir şey umrumda değildi.

“Reen!” Tony hemen yanımda dizlerinin üzerine çökmüştü. “İyi misin?”

Bir elini boynuma götürüp nabzımı kontrol ettikten sonra aynı şeyi bileğim için de yaptı. Ona iyi olduğumu söylemek istiyordum ama ağzımı açtığım an gözyaşlarımı durduramayacağımı biliyordum. Yalnızca bebeğimin iyi olup olmadığını öğrenmek istiyordum.

“Bana bak!” Tony’nin emri üzerine bakışlarımı gökyüzünden ona doğru çevirdim. “Eğer iyiysen gözlerini iki kez kırp,” dediğinde gülümseyerek gözlerimi kırptım. Tony’nin içi rahatladığında yanımdan kalkıp başka bir yere koştu.

Başımı onun gittiği tarafa çevirdiğimde Damon’ın hemen sol tarafımda yerde uzandığını gördüm. Tony onun nabzını da kontrol ettiğinde beni kurtaran arkadaşım için endişelendim. Kendimi unutup yerden kalkmak için bedenimdeki son enerjiyi kullandım. Sırtımı doğrultup oturur pozisyona geçerken gözlerimi en yakın arkadaşımdan ayırmadım.

Tony, Damon’ın iyi olduğunu anladığında, “Aptalsınız!” diye bağırdı. Bakışları ikimiz arasında mekik dokurken bizi dövmek istiyor gibi gözüküyordu. “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?” Damon’ın yüzüne vurmaktan son dakika vazgeçti. “Bir kahraman mı?”

Damon gülerek, “Benim için endişelendin mi, abi?” derken son kelimeyi alaycı bir şekilde söylemişti. Tony onun bu tavrına sinirlenirken, “Siktir git!” diye kükredi. Bir hışımla yerden kalkıp ormana doğru giderken bizi yalnız bıraktı.

Hector’un işyeri tam karşımda yanarken bacaklarımı kendime doğru çektim. Kollarımı dizlerime yaslarken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Gökyüzüne yükselen dumanlar etrafı sarmadan buradan uzaklaşmalıydık. Çevre köylerden yangını söndürmeye gelen insanlarla karşılaşmamamız gerekiyordu ama yerden kalkacak gücü kendimde bulamıyordum.

Eğer Damon beni kurtarmak için geri dönmeseydi ve bizi oradan zamanında çıkaramasaydı ikimiz de ölmüş olacaktık. Bir intikam planına kapılıp giderken hayatımızı kaybedecektik. Bu sefer ölümüm sahte olmayacaktı. Onun sayesinde buradaydım, nefes alıyordum. Bebeğim yaşıyordu.

“Sen benim kahramanımsın.”

Damon, “Ne?” diye sorduğunda sesi yorgun çıktı.

Başımı ona doğru çevirirken, “Hayatımı kurtardın,” dedim. “Defalarca kez.” En yakın arkadaşımın kahverengi gözlerine samimi bir ifadeyle baktım. Yalnızca şu andan bahsetmediğimi anlamasını istedim. “Sen benim kahramanımsın, Damon.”

“Reen…” dediği an sözünü kestim çünkü söylemem gereken çok şey vardı.

“Sen benim için tüm dünyayla savaştığında kendimi buna değer gördüm.” Boğazım acıdığında hafifçe öksürdüm. “Ailemin bile beni umursamadığı zamanlarda sen öne çıktın ve herkese karşı beni koruyarak bu dünyadaki güzellikleri hak ettiğimi bana gösterdin.”

Bağırmaktan kısılan sesim konuşmaya devam ettikçe daha da kısılıyordu. Fakat içimde biriken ve arkadaşımın da duymayı hak ettiği bu sözleri söylemenin tam zamanıydı. Yüzümde tatlı bir gülümsemeyle, “Bana kendimi sevmeyi öğrettin,” diye fısıldadım.

Damon uzandığı yerden hafifçe doğrulup kollarından destek alırken, “Bütün kötü insanlara savaş açabilecek gücü senin sayende buldum,” dedim. Artık gözümden akan yaşlar için dumanı bahane edemeyeceğim bir noktadaydım.

Damon yerde sürünerek yanıma doğru yaklaştı ve benim gibi otururken kollarını etrafıma sardı. Bana sıkıca sarılırken saçlarımın arasına bir öpücük bıraktı. “Reen,” diye mırıldandığında bedenimi onun bedenine yasladım.

Damon’ın benden uzakta kendine yeni bir yaşam kurup beni unuttuğu ihtimalini hayal etmek canımı yakıyordu. Sarayın içinde kaybolup onu dışarıda bıraktığım zamanlarda ne kadar üzüldüğünü düşündükçe kahroluyordum. Tüm bu süre boyunca farkında olmadan bencilce hareket edip tek taraflı bir arkadaşlık yaptığım için çok pişmandım.

Başımı yasladığım göğsünden çekerken Damon’a döndüm. Gözlerimiz buluştuğunda ciddi bir ses tonuyla, “Eğer bana hayatımın her şeye değeceğini göstermeseydin bir çiçek gibi solup giderdim,” dedim.

Damon, “Hayır!” diyerek itiraz etti. Yanağımdan akan yaşları silerken, “Hayır, Reen!” diye tekrarladı. “Sen hiçbir zaman narin bir çiçek olmadın.” Yüzüme yapışan saçları geriye doğru çekti. “Sen toprağın metrelerce altına köklerini salmış çok güçlü bir ağaçsın.”

Sözleri beni duygulandırdığında Damon’ın da gözleri dolmuştu. Sırtımdan bastırıp beni göğsüne doğru çekerken dudaklarımı birbirine bastırdım. Damon saçlarımı okşarken, “İnsanlar dallarını kırmak ve seni yıkmak için çok uğraştı ama sen hâlâ buradasın,” dedi.

Ölümle burun buruna geldiğimizde arkadaşlığımızın değerini anlamış olmamız kalbimde geri dönülmeyecek izler bıraktı. Her zaman yanımda olan ve elimden tutan arkadaşıma bir daha sırtımı dönmeyeceğime ve onu hiç yalnız hissettirmeyeceğime dair kendime bir söz verdim.

Bir süre birbirimize sarıldıktan sonra Damon hafifçe geri çekildi. Bir elini çenemin altına koyup başımı yukarı kaldı. Yanaklarımı avuçlarının arasına alırken, “Sen bu ülkenin kraliçesisin,” dedi. “Hiç kimsenin sana kendini kötü hissettirmesine izin verme.” Başını sağa sola salladı. “Benim bile.”

Arkadaşlığımıza zarar veren kişi ben olmama rağmen o, yine de beni savunuyordu. Kalbini parçalara ayırdıktan sonra ona sırtımı dönüyordum ama o, beni teselli ediyordu. Damon işte böyle bir adamdı. Karşılık beklemeden seviyordu.

“Seni seviyorum, Damon.” Kollarımı onun boynuna dolayıp sıkıca sarıldığımda içim huzurla doldu. İs kokan saçları arasından kulağına doğru, “Özür dilerim,” diye fısıldadım. “Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim.”

Damon, “Seni seviyorum,” dediğinde artık aramızda hiçbir sorunun kalmadığına emindim.

Yakınlardan gelen insan sesleri yaşadığımız ânı böldüğünde yavaşça kollarımı ondan çektim. Damon ağaçların ardını görmeye çalışırken, “Yürüyebilecek durumda mısın?” diye sordu. Başımı evet anlamında salladığımda bileğimden tuttu ve benimle beraber kendini soğuk topraktan kaldırdı.

Atları bıraktığımız yere doğru ilerlerken Damon parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi. Arkadaşımın elini sıkıca tutarken alevler içinde kalan mekâna son bir kez baktım. Göğsüme bir rahatlama hissi yayıldığında gülümsedim. Hector’u mahvetmek için ölümün kıyısında gezmem gerekmişti ama başarmıştım.