İçeriğe atla

Buz Krallığı 2

17/26 · TARÇIN VE ELMA

0%

17. bölüm · 12dakika

TARÇIN VE ELMA

Buz Krallığı 2 — Sena Nur Işık

BÖLÜM 16: TARÇIN VE ELMA

Günümüz…

ARES

Soğuk havanın baş ağrısına iyi gelmesini umarak dışarı çıkmıştım ama hiçbir faydası olmamıştı. Ensemde başlayarak başımın ortasına yayılan ağrı, uyku tutmayan bir gecenin sonunda gözlerime kadar inmişti.

Eğer birazcık uyuyabilseydim ağrının azalacağını biliyordum ama gözlerimi her kapattığımda Megan’ın öfkeli görüntüsü zihnimde canlanıyordu. Bu yüzden tüm gece pencerenin kırık kısmından içeri giren rüzgârın perdeyi uçurmasını izleyerek oturmuştum.

Evin kapısı açıldıktan bir süre sonra yanıma yaklaşan kişiye göz ucuyla baktım. Olmasını umduğum kişi yerine kardeşimi gördüğümde ellerimi pantolonun ceplerine soktum ve ormanı seyretmeye kaldığım yerden devam ettim.

Yeni doğan güneşin çam ağaçlarının arasından çıkan görüntüsü beni mest ettiği sırada Darion, “Bu saatte mutfakta ne yapıyor?” diye sordu. “Ona birkaç kez seslendim ama beni duymadı.”

Megan gece boyunca saklandığı yatak odasından gün doğumundan hemen önce çıkmıştı. Merdivenden indiğini duyduğumda onunla yeni bir tartışmaya hazır değildim. Dün akşam yaşananları düşünmek bile beni yeterince yoruyordu ama Megan salona girdiğinde ve gözlerim onu bulduğunda yaşadığımız her şey zihnimden silinmişti. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandığında ağzımdan tek kelimenin bile çıkacağını sanmıyordum.

Kadınların çoğunlukla giymekten hoşlandığı kabarık elbiseler yerine üniformaları seven bir kadın olduğu için düğünden önce Megan’a yeni kıyafetler hediye etmiştim. Terziye kendi hazırlattığı pantolonlar ve korseler sade, gösterişsiz ve sıradandı. Bir kraliçe olarak daha zengin duran üniformalar giymek isteyeceğini düşünerek yenilerini diktirmiştim ama Megan bir kez bile olsun o kıyafetleri tercih etmemişti.

Bu sabah onu ilk defa hediye ettiğim bir kıyafetin içinde gördüğümde aklım başımdan gitmişti. Vücuduna tam oturan beyaz üniformanın pantolonu uzun bacaklarını kusursuz gösteriyordu. Dizlerinin üstüne kadar gelen çizmeler bedeninin bir parçasıymış gibi onu sarmıştı. Beyaz gömleğin kumaşındaki parıltılar, dikkat çekici yansımalar oluşturuyordu. Gömleğin üzerine giydiği beyaz korsenin altın sarısı işlemeleri göz alıcıydı. Korsenin çapraz iplerini tek tek incelemiş, gözlerimi beline taktığı kemerden zar zor çekmiştim.

Kıyafetleri dışarıdan çok dar dursa da Megan içinde rahat hareket ediyordu. Salonun ortasına ilerleyip dün akşam yaptığı dağınıklığı izlerken beni görmezden gelmişti. O tablonun yanından geçip pencerenin kırık camını ve devrilen sehpayı incelerken ben onun vücudunu süzmüştüm.

Omzuna koyduğu ve tam olarak giymediği altın sarısı işlemeleri olan beyaz ceketi eline aldığında gömleğin açıkta bıraktığı göğüslerini görme şansı edinmiştim. Dar korse alttan desteklediği için mi memeleri bu kadar büyük duruyordu yoksa benim gözlerim mi yanlış görmüştü? Hâlâ cevabını bulamamıştım.

Megan’ın bakışları bana döndüğünde başımı zorlukla yukarı kaldırdım. Bedeninin verdiği hissi özlediğimi fark ettiğim sırada mavi gözlerine odaklanmaya çalıştım. Beni memelerine bakarken yakaladığı için bir şey söyleyeceğini sandım ama o ruhsuz bir ifadeyle dağılmış halimi inceledikten sonra arkasını dönüp gitti.

Megan salondan çıkarken sıkı bir at kuyruğu yaptığı saçlarına, kusursuz beline ve kalçalarına baktım. Siktir! Kalçalarını saran pantolonun arka ceplerinde altın sarısı işlemeler vardı. Bu can alıcı fikri hangi terzi bulduysa onu kendi ellerimle öldürecektim.

Bacaklarımın arasında istemediğim bir şişlikle salonda bir süre oturduktan sonra Megan’ın nereye gittiğini kontrol ettim. Onu mutfakta kek yaparken buldum. Ceketini bir tabureye asmış ve gömleğinin kollarını yukarı kıvırmıştı. Baştan aşağıya bir savaşa gidecek gibi giyinirken kek yapıyor olması nefesimi kesti. Onu izlemek gittikçe zorlaştığında kendimi toplamak için dışarı çıktım.

Soğuktan kuruyan dudaklarımı yalarken kardeşime, “Kek yapıyor,” diye cevap verdim. “Aklını dağıtmak, rahatlamak ya da bir plan yapmak istediğinde ona iyi geliyor.” Şu an hangisini tercih ettiğini bilmiyordum.

Darion, “Senin ölümünü planlıyor olabilir,” dediğinde gülümsedim.

“Büyük ihtimalle.” Başımı sağa doğru çevirip kardeşime baktım. “Benim onu çoktan öldürdüğümü hesaba katarsak adil bir plan.”

Benim aksime Darion söylediğimi komik bulmadı. Düşünceli bir ifadeyle, “Ares,” dediğinde tek kaşımı şaşkınlıkla kaldırdım. Benden sekiz yaş küçüktü ve hiçbir zaman bana ismimle seslenmemişti.

“Bunu gerçekten yapabilir.” Tedirgin gözüküyordu. “Dün gece…” Başını öne eğerken zar zor yutkundu. “Öfkeli bir kadının boş tehditlerini savurmadı. Megan çok ciddiydi.”

“Beni öldürmeyecek.” Kardeşimi rahatlatmaktan çok inandığım gerçeği dile getirdim. “Söylediği gibi…” Gözlerim uzaklara daldı. “Cehennemi yaşatacak ama asla öldürmeyecek.”

Darion, “Yanılıyorsun,” dedi. “Cehenneme giden yol, ölüm durağından geçer.”

“Megan, ölümün yeterli bir intikam olduğunu düşünmüyor.” Bedenimi kardeşime çevirdim. Benden yalnızca birkaç santim kısaydı. Onun endişeli ifadesini izlerken, “Eğer intikam almak için ölümü seçseydi Hector şu an hayatta olmazdı.”

“Kundakladığı mekânların hepsi Hector’a mı ait?”

“Evet.” Başımı salladım. “Onun isminin geçtiği her mekânı sırayla yakıyor.” Karımın zekâsına hayrandım. “Hector’a bu dünyada ona ait olan her şeyi yok ettiğini gösterdikten sonra onu öldürecek.”

Darion şaşkınlıkla, “Bu zekice,” dedi. “Ama…” Kardeşimin düşündüğü şeyi biliyordum.

“Böylesine acımasızca bir intikam için kişisel bir sebebin olmalı.” Elimi pantolonun cebinden çıkarıp parmağımı havaya kaldırırken, “Merak ettiğim bir şey var,” dedim. “Megan, Hector hakkında bizim bilmediğimiz neyi biliyor?”

“Hector, ona ya da ailesine zarar vermiştir. Bu kadar tutkulu bir intikama başka bir sebep bulamıyorum. O gün idam sehpasında gerçekten ölseydi de planı işleyecekti. Ölümün bile engel olmadığı bir plan hazırlaması..” Dudaklarını birbirine bastırdı. “İnanılmaz.”

“Eğer karımın ya da ailesinin canını yaktıysa…” Düşüncesi başımdaki ağrıyı tetikliyordu. “Gözlerinden akan bir damla yaşa neden olduysa onu kendi ellerimle öldürürüm.”

“Nerede olduğunu biliyor musun?”

“Hayır.” Kardeşime yalan söyledim. Hector’un her adımını takip eden adamlarım vardı. Şu an güneye gitmişti ve oradaki limanlarda dolanıyordu. “Kundaklanan iş yerlerini kontrol etmek için limanlara gittiğini tahmin ediyorum.”

Darion, “Hector’un bu kadar fazla mekânı ve limanı işlettiğini biliyor muydun?” derken inanamıyor gibiydi. Başımı hayır anlamında sağa sola salladım. “Babam böylesine bir gücü elde etmesine nasıl izin verdi?”

“Bilmiyorum.” Bu konu canımı çok fazla sıkıyordu. “Kundaklamalar başladığında yanan mekânları inceledim. Arşiv odasına girdiğimde karşıma çıkan belgelere inanamadım. Babamın ona emanet ettiği çok fazla liman var. Hector düşündüğümüzden daha fazla gücü elinde tutuyor.”

“Megan tüm bu yerlerden nasıl haberdar oldu?”

“Arşiv odasına girdi.”

“Ne?” Darion kapının önünde bekleyen subayların bizi duyup duymadığını kontrol ettikten sonra tekrar bana baktı. “Onun kraliyet arşivinde ne işi var?” Dehşete düşmüştü. “Hiçbir prens oraya adımını atmadı.”

Megan’ın gizlice girdiğini söylemek yerine, “O bir kraliçe,” dedim. “Hakkı var.”

“Unvanı odaya girmeye yetse bile tarihte hiçbir kraliçenin böyle bir şey yaptığı görülmemiştir.”

“Sence…” derken kızgındım. “Tarih, Megan’ın umrunda mı?” Elimi saçlarımın arasından geçirdim. “Hangi işini kraliyet kurallarına göre yaptı ki?” Darion’ın cevap vermesini beklemeden, “Megan, kurallara uymaz. Yeni kurallar yazar,” dedim.

Kardeşimin söyleyecek bir şeyi kalmadığında gün doğumuna döndüm. Güneş gökyüzüne tırmanırken ağaçların arasından çıkmıştı. Çamların üstünde göz yakan bir sertlikte duruyordu. Yeryüzünü kaplayan karlara yansıyan ışınları kör ediciydi.

Başparmağımı belimdeki kemere sıkıştırıp dik durdum. Rüzgârın alnıma düşen saçları savurmasına izin verirken Megan’ın planını düşündüm. Yangınların halka zarar vermesinden korktuğum için planı beni geriyordu ama yaptıklarının zekice olduğunu da kabul ediyordum.

Hector, işine büyük önem verirdi. Hayatını tüm bu mekânlara ve limanlara adamıştı. Hector’un örgütler arasında Baron ismiyle anıldığını, kadın ve çocuk ticareti yaptığını bilmeden önce onu başarılı bir iş adamı sanıyordum. Başarı istediği, güce taptığı ve hırsına yenik düştüğü için kötü bir adama dönüştüğünü düşünüyordum ama yanılmıştım.

Hector Morrison hep kötüydü.

Yeşil gözlerindeki ışığın sebebi hırs değildi. O gözlerin ardındaki zihinde zehirli düşünceler vardı. Birbirinden kötü ve pis fikirleri ülkemi zehirli bir sarmaşık gibi sarmıştı. Her deliğe girmiş, her insana dokunmuş ve hayatlarını mahvetmişti.

“Onun hayatını yazacağım.”

“Kimin?”

“Megan’ın.”

Darion’ın sözleri ilgimi çektiğinde başımı ona çevirdim. “Megan’ın hayatını yazacaksın.” Kaşlarımı çattım. “Neden?”

“Adını bir gün tüm dünyaya duyuracak.” Uzaklara daldı. “Herkes ona hayran olacak.” Darion geleceği düşünüyordu. “Onun hakkındaki her şeyi merak edecekler.” Kıskançlık, sinsice kanıma karıştığı sırada, “Dünya tarihinde onun gibi bir kadın okumadım,” dedi.

“Eğer isterse…” Bu Megan’ın kararıydı. “Yazmalısın.”

“Tüm dünyanın öldüğünü sandığı kraliçe, bir dağın başında savaşa gideceği kıyafetlerle kek yapıyor.” Darion gülümserken altdudağını ısırdı. “İnanılmaz bir kadın.”

“Açıkçası…” Kardeşime döndüm. “Karımın zekâsına ve yaptıklarına olan hayranlığınız hoşuma gidiyor.” Darion konuyu nereye getireceğimi anladığında gözleri endişeyle açıldı. “Ona yalnızca bu ülkenin kraliçesi olduğu için değil herkesten çok hak ettiği için saygı duymanızı seviyorum.”

“Abi…” dediğinde bakışlarımla sözünü kestim.

“Ama benim yanımda karım hakkında bu şekilde konuştuğunda…” Darion’ı baştan aşağıya hızlıca süzdüm. “Kardeşim olmana rağmen boğazına sarılmak ve sesini kesmek istiyorum.”

Kardeşlerimin karıma yanlış bir gözle bakmayacağını biliyordum ama ondan bahsetme şekilleri yüzlerine yumruk atma isteği uyandırıyordu. Megan’a olan ilgileri daha önce hayatlarında onun kadar cesur bir kadınla tanışmadıkları için şaşkınlığın verdiği meraktan doğuyordu. Fakat onlara hak veriyor olmam sakin kalacağım anlamına gelmiyordu.

Darion isabetli bir davranış sergileyerek bir adım geri çekildi. Bir fısıltı eşliğinde, “Özür dilerim,” dediğinde evden bir çığlık sesi duyuldu. İkimiz de sese döndük ama birimiz kapıya koştu. Salondan hızla geçip mutfağa ilerlediğimde Megan’ın adanın ortasındaki keki gururla izlediğini gördüm.

Onu baştan aşağıya süzüp kendine zarar verip vermediğini kontrol ettim. İyi olduğunu anladığımda bedenimdeki gerginlik azaldı. Ellerimi pantolonun ceplerine sokup kolumu kapının pervazına yasladım. Megan başını bana doğru çevirdiğinde ışıltısı aklımı başımdan aldı. İsmimi, kim olduğumu unuttum.

Benim için yalnızca Megan vardı. O her yerdeydi, her şeydi.

Tüm dişlerini görebildiğim gülümsemesi yüzüne yayılmıştı. Elmacıkkemikleri dudaklarıyla aynı renge bürünmüştü. Gözlerinin içi başarı ve mutlulukla parlıyordu. Darion, Megan’ın hayatını anlatan bir kitap yazmak istiyordu ama bu yeterli değildi. Megan, uğruna şiirler yazılacak bir kadındı. Bana bu şekilde gülümsemeye devam ederse de ilk şiiri ben yazacaktım.

Dudaklarımda bir tebessümün belirdiğini fark ettiğimde onun neşesinin bana bulaştığını anladım. Megan başını önüne eğip tezgâhın üstündeki tabağa baktığında onu taklit ettim. Bir tabağın ortasındaki yarısı yenmiş kek, attığı çığlığın sebebiydi.

Başarmıştı. Keki yapmıştı.

Megan dilimlere ayırdığı kekleri tepsiden çıkarıp bir tabağa koymaya başladı. Altı dilimi yan yana dizdikten sonra yanına birkaç tane mendil aldı. Tabağı iki eliyle tutup bana doğru yürüdü. Yanımdan geçerken, “Tebrikler,” diye fısıldadım ama Megan bir cevap vermedi.

Nereye gittiğini merak ettiğim için peşine takıldım. Evin kapısını açıp dışarı çıktığında kapıyı tutup önünde durdum. Verandada nöbet tutan subaylara yaklaştı ve tabağı uzatırken, “Kek yer misiniz?” diye sordu. Subaylar onu umursamadığında ısrarcı davrandı. “Ben yaptım!”

Megan’ın sesindeki neşe ve heyecan kalbimi kıpır kıpır ederken sarışın subay arkadaşına döndü. Sıcak kekin kokusuna dayanamadığı belliydi ama keki almaktan çekiniyordu. Esmer subay bir tepki vermediği sırada sarışın subayın bakışları beni buldu. Megan, keki adamın burnuna uzatırken yerinde sallanıyordu.

Megan hazırladığı tüm yemeklerden her zaman onlara da ikram ediyordu. Daha önce denediği keklerin hepsini de onlara vermişti. Subayın benden korktuğunu bildiğim için başımı hafifçe öne eğdim. Subay verdiğim talimata uyup kekten bir dilim aldığında Megan’ın gözleri ışıldadı.

İki büyük adım atıp esmer subayın yanına gitti. Tabağı ona uzatırken, “Diğer arkadaşlarınıza da verebilirsiniz,” dedi. Esmer subay bir dilim almaktan vazgeçip tabağı altından tuttu. “Bu sefer çok güzel oldu. Bayılacaksınız!”

Elindeki tabaktan kurtulan Megan neredeyse yerinde zıplayacaktı. Küçük bir çocuğun heyecanıyla etrafta dolaşmasının beni bu kadar huzurlu hissettirmesine inanamıyordum. Bu kadının her hareketine o kadar âşıktım ki davranışlarındaki değişime şaşırmıyordum.

Megan subaylara, “Afiyet olsun,” dedikten sonra hızla eve geçti. Mutfağa döndüğünde evin kapısını kapatıp salonda oturan kardeşimin yanına yerleştim. Darion’ın yanıma gelmeden önce Megan’ın etrafa saçtığı eşyaları topladığını, sehpayı yerleştirdiğini, kırılan sandalyeleri şömineye attığını ve annemin tablosunu bir kenara kaldırdığını fark ettim. Ev toplanmıştı ama mutfaktaki ve salondaki kırık cam için şimdilik yapabileceğimiz bir şey yoktu.

Darion, “Bu kadar mutlu olmasının sebebi ne?” diye sorduğunda gülümsedim.

“Sürekli denediği keki yapmış.” Koltukta geriye yaslandım. “Başarı onu mutlu ediyor.”

Kardeşimle sohbet ettiğimiz sırada Megan bir elinde kek tabağı diğer elinde ısırdığı bir dilim kekle salona girdi. Bizim varlığımız onu hiç rahatsız etmiyor, hatta biz ondan rahatsız olmalıymışız gibi bir tavırla karşımızdaki koltuğa yerleşti. Ağzındaki lokma bittiğinde elindeki kekten koca bir ısırık alıp gözlerini kapattı. Kendinden geçtiği sırada sırtını koltuğa yaslayıp bacak bacak üstüne attı.

Tarçın ve elma kokusu odayı sardığında karnım guruldadı. En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyordum. Darion’ın da benim gibi Megan’ın elindeki tabağa ağzı sulanarak baktığını gördüm ama Megan oralı olmadı. Sanki bize işkence etmeye gelmişti.

Megan elindeki dilimi bitirdiğinde Darion, “Bizimle paylaşmayacak mısın?” diye sordu. Kardeşimin bakışları kapıya döndüğünde subayları kast ettiğini anladım. Megan, Darion’ın alıngan tavırlarına gözlerini kısarak baktığı sırada ağzındaki lokmayı çiğniyordu.

Birkaç dakika düşündükten sonra bizi kekle cezalandırmanın doğru olmayacağına karar verdi. Kucağına yerleştirdiği tabağı sehpanın üstüne bıraktı. Tek kelime bile konuşmadan tabağı almamız için bize doğru itti. Darion koltukta öne ilerleyip tabağa uzandı. Kendi bir dilim keki alıp ısırırken başka bir dilimi de bana uzattı.

Kekin kokusu burnumun ucundayken reddetmek ihtimal dahilinde değildi. Megan’ın nasıl yaptığını merak ederken keki aldım. Gerçi nasıl olduğunun bir önemi yoktu. Onun elinden zehir olsa yerdim. Keki yavaşça ısırıp çiğnediğimde ona tarifi vererek doğru bir hamle yaptığımı anladım.

Kek, lezizdi.

Sıcak kek yemeyi çok sevmezdim ama ağzımda dağılırken tarçın ve elmanın tadını hissetmek muazzamdı. Yanında sütlü bir çayla kusursuz olacağına emindim. Ben kekin keyfini sürerken Darion’ın ağzından çıkan inlemeler gülümsememe sebep oldu.

Megan tepkimizi izlerken ilgisiz durmaya çalışsa da heyecanı yüzünden okunuyordu. Kekinin başarısı bizim beğenimize bağlıymış gibi gözlerini bir an bile üzerimizden ayırmıyor, bir tebessümle oturuyordu. Bakışlarında heyecanın yanı sıra bir duygu daha vardı ama ne olduğundan emin değildim. Yalnızca mutluluğuna odaklanmıştım.

Darion, “Bu…” derken bir dilime daha uzandı. “Uzun süredir yediğim en güzel şey.” Yeni diliminden bir ısırık aldı. “Ellerine sağlık, Megan.” Yanağı kekle doluyken, “Bayıldım,” diye ekledi.

Megan iltifatları başını hafifçe öne eğerek kabul etti. Bakışları beni bulduğunda kendimi bir şeyler söylemek zorunda hissettim. Darion aniden ayağa kalkıp, “Süt getireceğim,” dedi. “İster misiniz?”

İkimiz de, “Hayır,” dediğimizde Darion arkasına bakmadan mutfağa gitti.

Megan’la salonda yalnız kaldığımızda, “Güzel olmuş,” diye fısıldadım. Keki elimde çevirip inceledim. “Beğendim.” Bir ısırık daha aldım. “Tarif tutmuş.”

Megan yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, “Sayende,” dediğinde ondan şüphelenmeliydim ama her zamanki gibi güvenmeyi seçmiştim. Bakışlarındaki neşenin sebebini yalnızca başarı sanmanın bir hata olduğundan habersizdim.

Darion bir sürahi süt ve bardakla içeri girdiğinde, “Başım dönüyor,” diye mırıldandı. Bakışlarımı ona doğru çevirip sorunu anlamaya çalıştığımda Darion elindeki sürahiyi ve bardağı yere düşürdü. Sürahi parçalara ayrılıp cam kırıkları etrafa saçılırken süt her yere yayıldı.

Darion bir elini tekli koltuğa yaslarken, “İyi misin?” diye sordum. Kardeşim başını sağa sola salladığında dizlerinin üzerine çöktü. Ayağa kalkıp yanına gittiğimde, “Darion,” diye seslendim. Kardeşim kendini yere bırakıp gözlerini kapattığında bayıldığını anladım.

O an parçalar zihnimde oturdu ve başımı Megan’a çevirdim. Mavi gözlerinin derinliklerine sakladığı sırrı gördüğümde artık çok geç kalmıştım. Kendimi yerde bulmadan hemen önce, “Sen yaptın,” demeyi başardım.

Megan, bizi zehirlemişti.